Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Maske düşünce..

İnsanın en büyük yorgunluğu, başkalarına karşı değil, kendine karşı oynadığı

İnsanın en büyük yorgunluğu, başkalarına karşı değil, kendine karşı oynadığı rolün ağırlığından gelir. En zor maske, kendi gözlerimizin içine bakarken taktığımız maskedir. Peki sizler tanıdığınız kişilere hangi yüzünüzü gösteriyorsunuz? Hangi maskeleri takarak bu tiyatro oyununu oynamayı sürdürüyorsunuz?

İnsan yüzü sadece bir kimlik kartı değildir. Bazen bir gülüşün arkasına gizlenmiş öfkeyi, bazen parlayan gözlerin ardına saklanmış hüznü de taşır. Hepimiz, günün farklı anlarında farklı yüzler takarız. Gerçekte hangi yüz bizim?
Sabah işe giderken mecburen ‘Selam’ verdiğimiz yüz mü, arkadaşlarımızla kahve içerken açığa çıkan yüz mü? Sosyal medyada sahteliklerle süslediğimiz yapay yüz mü? Yoksa yalnız kaldığımızda aynada bile bakmamak için yaşadığımız yüz mü?

İnsanlar bizden çoğu zaman görmek istedikleri yüzümüzü bekler. İş yeri sahibi karşısında disiplinli, çalışkan; ailenin içinde anlayışlı; arkadaş çevresinde eğlenceli… Peki bu roller, içimizdeki gerçek yüzü görünmez kılmaz mı? Düşünsenize hangi maskenin biz, hangi maskenin başkaları için takıldığını ayırt edemez hale gelmiyor muyuz?

Hepimiz içinde bulunduğumuz itibarı, sosyal konumu ve yaşantımızı muhafaza etmeye çalışıyoruz. Belki de asıl mesele kabullenmeyişimiz. Tek bir yüzümüzün olmayışını kabul etmememiz. O kadar kaptırmışız ki kendimizi gösterdiğimiz yüz ile hissettiğimiz yüz arasındaki uçurumları bile fark edemiyoruz.

Girişte dediğimiz söze dönersek.. “İnsanın en büyük yorgunluğu, başkalarına karşı değil, kendine karşı oynadığı rolün ağırlığından gelir”.

Huzursuzuz. Çünkü kendimizi ait hissetmiyoruz. Maskeleri taşımak en çok vicdanlı insanlar için büyük yük. Ve huzurun belki de tek yolu hangi yüzümüzün gerçek olduğunu aramakta değil; bütün yüzlerimize de samimiyeti eklemekten geçer. Kimileri yaptıkları rollerde ustalaşmış olabilir. Kimileri kusursuz görünme çabasında olabilir. Fakat yaşanmışlıklar bir süre sonra gerçeği ortaya çıkarır ve öğreniriz ki; en sahici yüzümüz, kırık dökükte olsa kendi yüzümüzdür.

Kant’ın çok güzel bir sözü var: Bir şeyi doğuracağı sonuç için değil, yapman gerektiği için yap!

Unutmamamız gereken belki de en önemli şey ise; sözümüz ve yüzümüz kendimize ait değilse, hayatta bize ait değildir. İlla maskemizin düşmesini beklememek gerekir. Başkasının bizden istediği hayatı yaşamak, başkasının görmek istediği yüzümüzü göstermek belki de kendimizi aldatmanın en büyük yolu olmuştur.

O halde size benden bir kaç soru: Bugün hangi yüzünüzü gösteriyorsunuz? Veya gerçek yüzünüzü kendinizden bile saklayabiliyor musunuz?