YKS’ye yalnızca birkaç ay kalmışken birçok öğrencinin aklında aynı düşünce belirir: “Daha çok çalışmalıyım.” Saatler uzatılır, programlar sıkılaştırılır, tempo artırılır. Ancak çoğu zaman bu çaba, istenen sonucu getirmez. Çünkü bu süreçte belirleyici olan şey, ne kadar çalışıldığı değil; nasıl çalışıldığıdır.
Ama burada önemli bir noktayı doğru okumak gerekir: Bu son iki ay “artık çok geç” denilecek bir dönem değildir. Aksine hâlâ ciddi bir fark yaratılabilecek, doğru yönetildiğinde sonucu değiştirebilecek kadar değerli bir süreçtir. Yani hâlâ şans var. Ancak bu şans, rastgele çabayla değil; planlı, programlı ve gerçekçi adımlarla değerlendirilir. Bu bakış açısı netleşmediğinde ise öğrenciler genellikle aynı hataya düşer. Eksikleri kapatmaya çalışırken yön kaybolur. Tüm konulara aynı anda yüklenmek ya da her şeyi baştan tekrar etmeye çalışmak, kısa sürede yorgunluk ve dağınıklık oluşturur. Bu durum da “çok çalışıyorum ama ilerleyemiyorum” hissini beraberinde getirir. Oysa bu dönemde ihtiyaç olan şey, her şeyi yapmak değil; doğru şeyi seçebilmektir.
Doğruyu seçebilmek için ise önce neyin eksik olduğunu net bir şekilde görmek gerekir. Bu nedenle çalışma sürecinin merkezine netlik koymak kaçınılmazdır. Bu netliği sağlayan en güçlü araç ise denemelerdir. Deneme sınavları sadece bir sonuç değil, aynı zamanda bir analiz kaynağıdır. Hangi derste, hangi konuda, neden hata yapıldığını görmek; çalışmanın yönünü belirler. Çünkü gelişim, daha fazla soru çözmekten değil; yapılan hatayı tekrar etmemekten gelir. Bu farkındalık kazanıldığında çalışma planı da doğal olarak değişir.
Artık amaç yoğun ve yorucu bir program oluşturmak değil, sürdürülebilir bir düzen kurmaktır. Ulaşılması zor hedefler kısa sürede motivasyon kaybına yol açarken, daha sade ve uygulanabilir bir plan öğrencinin sürecin içinde kalmasını sağlar. Böylece çalışma sadece bir çaba olmaktan çıkar, somut bir ilerlemeye dönüşür. Ancak bu sürecin yalnızca akademik bir tarafı olmadığını da göz ardı etmemek gerekir.
Zihinsel denge korunmadığında, en doğru plan bile etkisini kaybedebilir. Sürekli çalışmak, sürekli verimli olmak anlamına gelmez. Dinlenmeden ilerlemeye çalışmak bir süre sonra odak kaybına ve performans düşüşüne neden olur. Bu yüzden dinlenmek, sürecin aksayan değil; tamamlayan bir parçasıdır.
Zihinsel dengeyi zorlayan bir diğer etken ise kıyaslamadır. Başkalarının ne yaptığına odaklanmak, öğrencinin kendi gelişimini görmesini zorlaştırır. Oysa bu süreçte asıl önemli olan, kişinin kendi ilerlemesini fark edebilmesidir. Küçük ama istikrarlı ilerlemeler, zamanla büyük farklar yaratır.Tam bu noktada sürecin bir diğer önemli parçasına, yani velilere de değinmek gerekir.
Çünkü öğrencinin içinde bulunduğu bu hassas dönemde, aile tutumu sürecin gidişatını doğrudan etkiler. İyi niyetle söylenen “daha çok çalışmalısın” ya da “bu tempo yeterli değil” gibi cümleler, çoğu zaman motivasyon sağlamaz; aksine baskı hissini artırır. Öğrencinin zaten kendi içinde kurduğu baskıya bir yenisi eklendiğinde, verim daha da düşebilir. Bunun yerine velilerin sağlayabileceği en büyük katkı, süreci kontrol etmek değil; sürece güvenli bir alan oluşturmaktır. Yargılamadan dinlemek, kıyaslamadan destek olmak ve sonuçtan çok çabaya odaklanmak, öğrencinin hem motivasyonunu hem de özgüvenini güçlendirir. Çünkü kendini güvende hisseden bir öğrenci, potansiyelini çok daha sağlıklı ortaya koyabilir.
Tüm bu noktalar bir araya geldiğinde ortaya net bir gerçek çıkar:
Bu son iki ay, her şeyi baştan yazma süreci değil; doğru hamlelerle sonucu şekillendirme sürecidir.
Hâlâ zaman var. Ama bu zamanı belirleyecek olan şey, ne kadar çalıştığın değil; ne kadar bilinçli ilerlediğin.


