Bir ebeveyn olarak çocuğumuz için en iyisini istemek kadar doğal bir şey yok (BEN DAHİL ☺). İyi bir eğitim alsın, güçlü olsun, hayatta zorlanmasın, mutsuz olmasın… Ancak bazen durup şu soruyu sormak gerekir: Gerçekten onun geleceği için mi çabalıyorum, yoksa kendi korkularımı mı yönetmeye çalışıyorum?
Çocuk yetiştirmek, insanın kendi geçmişiyle yüzleştiği en derin süreçtir. Kendi çocukluğumuzda eksik kalanlar, duyulmamış ihtiyaçlarımız, bastırılmış korkularımız; ebeveyn olduğumuzda görünür hale gelir. Eğer yoksunluk yaşadıysak, çocuğumuz hiçbir şeyden mahrum kalmasın isteriz. En tipik örneği; “Ben çok istediğim halde beni spora yazdırmadılar, ben çocuğumu yazdırıp yeteneğini geliştirmesini sağlayacağım.” Eğer eleştirildiysek, onun başarısızlığına tahammül edemeyiz. Eğer güvensiz bir ortamda büyüdüysek, onun hayatını kontrol ederek güvenli kılmaya çalışırız. Ancak burada kritik bir ayrım vardır: Rehberlik etmek ile kontrol etmek veya hayatına yön vermek aynı şey değildir.
Kaygı bulaşıcıdır. Nörobiyolojik olarak baktığımızda, çocuğun sinir sistemi ebeveynin sinir sistemine hassastır. Sürekli “ya olmazsa” diliyle büyüyen bir çocuk, hayatı tehdit olarak algılamaya başlar. Ebeveynin farkında olmadan verdiği mesaj şudur: “Dünya güvenli değil, hata yaparsan mahvolursun.”
Oysa gelişim, hata yaparak olur. Birçok ebeveyn çocuklarının başarısızlık yaşamasına dayanamaz. Çünkü başarısızlık onların zihninde “geleceğin çöküşü” anlamına gelir. Oysa çocuk için başarısızlık, eğer güvenli bir bağlanma ortamı varsa, öğrenmenin en güçlü aracıdır. Sürekli yönlendirilen, sürekli düzeltilen, sürekli daha iyisi istenen bir çocuk kendi iç motivasyonunu kaybetmeye başlar. Artık başarı, merak için değil; ebeveyni kaybetmemek için gereklidir.
Burada şu soru önemli: Çocuğum mutlu mu, yoksa sadece performans mı gösteriyor? Kaygı temelli ebeveynlik genellikle iyi niyetlidir. Ama iyi niyet, her zaman sağlıklı sonuç üretmez. Çocuğun hayatını planlamak, riskleri ortadan kaldırmak, her adımını optimize etmek… Bunlar kontrol yanılsamasıdır. Hayat kontrol edilemez. Çocuğa kazandırmamız gereken şey kontrol değil, esnekliktir.
Esneklik, düşüp kalkabilme kapasitesidir. Belki de yapmamız gereken şey, çocuğumuzun geleceğini garanti altına almak değil; onun belirsizlikle baş edebilme gücünü geliştirmektir. Bu ise akademik başarıdan önce duygusal dayanıklılık gerektirir.
Bazen ebeveynin kendine sorması gereken soru şudur: Eğer çocuğum ortalama bir hayat yaşarsa, bu benim için ne ifade eder? Bu soru çoğu zaman ebeveynin kendi değeriyle ilgilidir. Çocuğun başarısı, ebeveynin kimliğine dönüşmüş olabilir. İşte tam bu noktada çocuk, birey olmaktan çıkar; ebeveynin uzantısı haline gelir.
Oysa sağlıklı ebeveynlik, çocuğun ayrı bir özne olduğunu kabul etmektir. Çocuğunuzun geleceği için çabalayın. Ama önce şunu ayırt edin: Bu çaba sevgi temelli mi, yoksa korku temelli mi? Sevilmek için başarmak zorunda olduğu inancı ile büyüyen çocuk, yetişkinlikte başarılı olsa dahi sevilmeyle ilgili korkuları önemli bir faktör olarak devam edecektir. Çünkü sevgi büyütür. Korku ise kontrol eder.





YORUMLAR