Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
ResimLink - Resim Yükle

İhbar Aydın Köşe Yazarı Yusuf Ziya Yayan yazdı: Asâ!

İnsan, hayat denen yolculukta en çok kaybetmekten korktuğu şeylere sıkıca

İnsan, hayat denen yolculukta en çok kaybetmekten korktuğu şeylere sıkıca tutunur. Bazen bir eşya, bazen bir makam, bazen bir insan, bazen de yıllardır doğru olduğuna inandığı düşünceler..

Ve insanı bu hayat yolculuğunda engelleyen en önemli şeyler, sahip olmadıkları değil; elinde ne olduğunun gerçek anlamını bilmediğinden kaynaklanır. İster buna konfor alanı, ister vazgeçmedikleri veya alışkanlıkları diyelim, fark etmez.

Her insan ömrü boyunca bir şeyler biriktirir..

Umutları

Korkuları..

Alışkanlıkları

Hırsları..

Sevdaları..

İtibarları..

Aidiyetleri..

Bizi var ettiğini sandığımız, ayakta tuttuğunu düşündüğümüz birçok şey vardır. Bu şeylerin elimizin altında olduğunu düşünmek en basitinden bir güven verir.

Ve insan, kendisine dayanak gördüğü bu şeyleri biriktiren bir varlıktır. Daha özet haliyle insan; farkında olsun olmasın, bu hayat yolculuğunda ilerlerken elinde birçok sopalar, asâlar biriktirir..

Zaman geçtikçe, bunların hangisinin gerçekten kendisine ait, hangisinin fazlalık olduğunu ayırt edemez. Uzun süre taşıdığı bu yükleri, bu sopaları, bu asâları zamanla vücudunun bir parçası sanmaya başlar.

Bu konuyu düşünmemi sağlayan ve aklıma getiren şey ise; Yaratıcı ile Hz. Musa arasında geçen bir diyaloğu Kur’an-ı Kerim’de anlatan birkaç ayetin karşıma çıkması oldu..

Okuduğumuzda ilk bakışta bir asâ, basit bir sopa anlatımı sanıyoruz.. Oysa dikkatli düşünüldüğünde anlatılan, bir asâdan çok insanın dünyaya dair yanından ayırmadığı şeylerin farkına varmasına dikkat çekilmiş olabilir. Sonuçta, Yaratıcı irade bir ayet içine sonsuz sayıda anlam koymuştur, hatta sonsuz anlam yüklemiştir de.

Tâhâ Suresinde geçen bu anlatımı paylaşmak istiyorum:

«-Allah: “Şu sağ elindeki de ne ey Mûsâ?” diye sordu.

-Mûsâ: “O benim asamdır; yürürken ona yaslanırım, onunla hayvanlarıma yaprak silkelerim; ayrıca onunla daha pek çok ihtiyaçlarımı karşılarım”, dedi.

-Allah, “Onu yere at ey Mûsâ!” dedi.

-Musa da onu bıraktı, bir de ne görsün! O asâ bir yılan olmuş, hareket ediyor..

-Allah şöyle buyurdu: “Tut onu! Korkma! Biz onu tekrar eski hâline çevireceğiz.”

18 ve 21. ayetlerde peş peşe gelen ilerleyen kısa, öz bir anlatım.

Düşünsenize; Allah’ın Hz. Musa’nın elinde ne olduğunu bilmemesi mümkün müdür? Değildir! Elbette elinde asâ olduğunu biliyordu.

O zaman burada sorulan soru, Hz.Musa’nın elinde ne olduğunu öğrenmek için değildir.

Bu soru belki de bir farkındalık veya muhasebe sorusudur.

“Şu sağ elindeki de ne ey Musa?” sorusu, yalnızca Hz. Musa’ya yöneltilmiş bir soru da değildir. Belki de asırlar öncesinden bugün bize ulaşan, elimizde nelerin olduğuna dair düşünmemize yönelten bir sorudur.

Ve belki de “Sen neye tutunuyorsun?, Senin elinde ne var? Niye ona tutunuyorsun?” gibi düşünülmesi gereken bir soru..

Evet, elinizde ne var, niçin var ve niye tutuyorsunuz veya neye tutunuyorsunuz?

Hep birlikte düşünelim: İnsan bazen öyle alışır ki elindekine, bazen varlığını bile hatırlamaz ve en çok tutunduğu o elindeki şeyle bütünleşir. Çoğu zaman bunu fark edemez bile. O’na o kadar alışmıştır ki; O’nsuz yürüyemeyeceğini, O’nsuz adım atamayacağını, O’nsuz yarım kalacağını sanır.

-Kimi parasına tutunur.

-Kimi makamına…

-Kimi şöhretine…

-Kimi ilişkilerine…

-Kimi kimliğine…

-Kimi mevcut şartlarına…

-Kimi ise kendi doğrularına öylesine bağlanır ki, hakikati göremez hale gelir.

Tekrar ayete dönerek, Hz. Musa’nın cevabına dikkat edelim.

Hz.Musa sorulan soruya karşılık, asâsının ne kadar işe yaradığını ayrıntısıyla tek tek anlatıyor. Asânın hayatındaki yerini, önemini ve kullanım amaçlarını tarif ediyor.

Ona yaslanıyor, onunla işlerini görüyor, onu kullanıyor, kısaca hayatının her anında bu sopa parçasının yaşamını kolaylaştırdığını aktarıyor.

Yani elindeki şeyin onun için sıradan bir değnek değil; güvenini, alışkanlığını, bugününü, yarınını, kısaca hayatının büyük kısmında vazgeçilmez bir desteği olarak görüyor..

Bir zaman sonra ise, en çok neye tutunuyorsa, zamanla kendisini onunla tanımlamaya başlıyor. Oysa meta olarak tutunulan her şey, aynı zamanda görünmez bir bağ veya bir saplantı oluşturabilir.

Ardından Yaratıcı tek bir cümleyle sanki bir farkındalığı ortaya çıkarmak istiyor:

-“Onu yere at!”

Ne sebebi var…

Ne uzun bir açıklama var…

Ne de ikna etmeye çalışılan bir izah var.

Yaratıcı tarafından sadece asânın bırakılması istenir.

Hz.Musa için hayatının her alanında, fayda veren, kıymeti sonsuz olan bir şeyin yere atılması emredilir.

Ve belki de teslimiyet ve ardından gelen farkındalık tam olarak burada başlıyor.

İnsan ne elindekini bırakmadan asıl kıymetini anlayabilir, ne de elindekini bırakmadan kendisine verilecek olana yer açabilir..

Bu ayetler sanki hayata dair basit görünen ama çok önemli bir hakikatini açıklıyor gibi..

Hz. Musa, Yaratıcıyı dinleyip o çok değerli asâsını bıraktığında önce karşısına önce korkusu çıkıyor. Yıllardır yoldaşı olan Asâ, bir anda bir yılana dönüşmüştür. Elinden gitme korkusunu her insan yaşar, fakat burada Asâ yılana dönüştüğü an, Hz.Musa daha büyük bir korkuya kapıldığı aktarılıyor.

Demek ki insanın en çok güvendiği, dayanağı olan, yanında taşıdığı, emin olduğu şey, bir anda korkusuna da dönüşebiliyor.

Hz.Musa’ya güç veren ve yardımcı olan şey; hem yere atılmış oluyor, hem de belki de onu yok edebilecek, sonunu getirebilecek bir yılana dönüşüyor.

Ardından gelen İlahi hitap ise hemen bir güveni fısıldıyor:

-“Tut onu! Korkma!” diyor Yaratıcı..

Ne güzel, ne müthiş bir denge… Yaratıcı sadece sözle değil, yaşatılarak öğrenilebilecek uygulamalı bir ders veriyor.

Önce bırakması emrediliyor.

Sonra elindeki bir an da yılana dönüşüyor..

Sonra Yaratıcı korkmaması gerektiğini, yılan olan asâyı yeniden tutması gerektiğini söylüyor.

Burada anlatılmak istenen mesele sadece asânın dönüşümü değildir.

Mesele bir bakıma, elden çıkarılamayan bir bağımlılığın, bir gücün, vazgeçilemeyen şeyleri sorgulamak.

Bu şeylerin neye sebep olabileceği ve farkına varılamayan yönlerini anlamak. Ve o yılanı tutup yeniden asâya dönüştüğünde ise, bu farkındalıkla elindeki şeylerin gerçek değeriyle yaşamak.

Yani yılandan dönüşen bir asâyı tuttuğunda, artık onun sıradan bir sopa olmadığını, aslında zaten sağ elinde tuttuğun, onsuz yapamam dediğin herşeyin bir silah, bir zaaf, bir parça olduğunu fark edebilme mesajını da taşıyor.

Belki de bu yüzden Kur’an’daki bu kısa kıssa, Hz. Musa’nın yaşadığı basit bir hadise değildir. Her insana hitap eden ve her insanın elinde bulunan mutlaka kendine ait bir Asâsı olduğunu vurgulamaktır.

Ve her insanın elindekini fark edebilmesi, gerekirse yere atacak kadar, yere atınca canı acıyıp acımayacağını anlayacak kadar, yere attığı şeyin değerini ömründe birkez olsa da test etmesi gerektiği hatırlatılıyor olabilir.

Yaratıcı, “Onu yere at” derken, elindekini senden almak için değil; senin elindekilerin belki de bir yılan olabileceği, sana fayda sağladığını sandığın şeyin aslında seni zarara uğratabileceğini, belki de bunu görmen ve kurtulman için muhasebe yapman için yere atıp görmeni ve düşünmeni istemişte olabilir.

Ve Yaratıcı irade; asıl gücün, asıl dayanağın elde olanla değil, kendimizde olduğunu; bunu fark ettiğimizde elimizdeki sopanın birer asâya dönebileceğini, kimi zaman seni koruyan bir yılan kimi zaman da (anlaması zor olsa da) denizi yarabilecek kudreti farkındalıkla yakalayabileceğimizi göstermişte olabilir.

Bazı mucizelerin sonucu; her zaman olduğu gibi güzellik, başarı veya kurtuluşa götürmez..

Bazı mucizeler; bir şeyi ya bıraktığında, ya kaybettiğinde açıklar kendini..

Sopayı asâ yapan, asâyı yılan yapan, yılanı dost ve sana bir koruyucu kılan, tekrardan yılanı bir asâya çevirip sana yoldaş edebilecek bir farkındalık yaşayıp, o bilinçle geleceğe yürümek dileğiyle..