Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
ResimLink - Resim Yükle

Kimse Yabancı Olamazdı Bizim Mahallede

Eskilerden Bir Mahalle Hatırası: Yüzlerin Tanındığı, Değerlerin Korunduğu Zamanlar Bir

Eskilerden Bir Mahalle Hatırası: Yüzlerin Tanındığı, Değerlerin Korunduğu Zamanlar

Bir zamanlar bir mahalleye, bir köye yabancı biri girdiğinde herkesin gözü onun üzerindeydi. Sokakta oynayan çocuklardan camdan sarkan teyzeye kadar herkes bakardı: “Kim bu? Nereden geldi? Ne işi var burada?” Çünkü herkes herkesin kim olduğunu bilirdi. Herkes birbirine aşina, herkes birbirinden mesuldü. Mahalle sahibi bir yerdi; köy ise köylüsüne emanet.

Bugün o güvenin, o sahiplenmenin yerinde büyük bir boşluk var.

Eskiden suç oranı bu kadar yüksek değildi. Uyuşturucu, hırsızlık, gasp gibi kötülükler mahalleye adım atamazdı. Çünkü o sokakların sahipleri vardı. Her anne bir polis gibiydi, her baba bir bekçi gibi evladının ardında dururdu. Komşular birbirinin çocuğuna sahip çıkar, yanlış yolda olanı uyarırdı. O zamanlar mahallenin delisi bile kimin iyi kimin kötü olduğunu bilir, geleni geçeni süzerdi.

Belki de bu yüzden o zehir giremiyordu mahallelerimize… Belki de bu yüzden o köylerimizdeki ormanları kimse yakamıyordu. Çünkü herkesin gözleri açıktı. Herkesin yüreğinde bir sorumluluk, bir aidiyet duygusu vardı. Kimse “Beni ilgilendirmez” demezdi. Çünkü bilirdik ki birimizin yandığı yerde diğerimiz ısınamaz.

Bugün ne oldu? Herkesin sustuğu, başını çevirdiği bir düzene dönüştük. Çocuklar uyuşturucuya bulaşırken mahalleli “Aman bulaşmayayım” diye geri duruyor. Eskiden bir çocuk yanlış bir şey yaptığında biri mutlaka uyarır, ardından “Bunu babana söyleyeceğim” derdi. O cümle çocuk için en büyük cezaydı. Şimdi çocuklar kimsenin hiçbir şey söylemeyeceğini biliyor. Çünkü korku artık çocukta değil, büyüklerde.

Bir zamanlar köye biri girdiğinde “Sen kimlerdensin?” diye sorulurdu. Birinin sokakta ne yaptığı merak edilirdi. Bu, sadece bir sorgu değil, mahalleye sahip çıkmanın ifadesiydi. Şimdi ise aynı cümleyi kuran biri, kanun karşısında suçlu yerine konuyor. Mahallesini, ailesini, insanını korumaya çalışan kişi bile şikayet ediliyor, cezalandırılıyor.

Eskiden güvenlik dediğimiz şey sadece kolluk kuvvetlerinden ibaret değildi. Asıl güvenlik, insanın yüreğinde başlıyordu. Çünkü komşuna göz kulak olmak, tanımadığın birini süzmek, dikkat kesilmek suç değil, vatandaşlık göreviydi. Şimdi bu refleks bastırılıyor. “Karışma” deniyor. “Sana ne” deniyor. Ama sonuç ortada: suç her yere giriyor, yangınlar içimizi yakıyor, gençler göz göre göre kayboluyor.

Eskiden de yaz olurdu, güneş kavururdu. Temmuzlar, Ağustoslar yine sıcaktı. Ama bu kadar yangın çıkmazdı. Çünkü çocuğun elinde çakmak olmazdı. Çünkü ormanların içinden geçen insanların yüreğinde sorumluluk vardı. Çünkü herkes doğaya da birbirine baktığı gibi bakardı.

Bugün sokaktan biri geçse, dönüp bakmıyoruz. Çünkü artık herkes biraz yabancı. Aynı apartmanda yaşayanlar birbirini tanımıyor. Aynı mahallede yıllardır oturanlar birbirine selam vermiyor. Komşuluk öldü, gözetmek öldü, paylaşmak öldü. En kötüsü de, bunlar doğal bir şeymiş gibi içimize sindi.

Ve en büyük yangın, belki de ormanlarda değil; yüreğimizde çıktı. O değerlerin, o bağların, o vicdanların kül olmasıyla başladı bu çöküş.

Bugün mahallede suç varsa, köyde yangın varsa, çocukta huzursuzluk varsa… Biz sustuğumuz içindir. Biz görmezden geldiğimiz içindir. Eskiden bir yanlış varsa mahalle ayaklanırdı. Şimdi ise doğru insan bile yalnız kalıyor.

Unutmayalım; bir mahallenin huzuru, o mahallede yaşayanların sessizliğiyle değil, cesaretiyle korunur. Belki de yeniden “Sen kimlerdensin?” diye sormanın vakti geldi. Belki de yeniden sahiplenmenin, gözetmenin, korumanın vakti geldi.