Hayatta bazı insanlar vardır; yükseldikçe kendisini daha büyük, daha güçlü ve daha dokunulmaz görmeye başlar.
Oysa insanın gerçek karakteri, yükseldiği yerde değil; o yere nasıl geldiğinde belli olur.
Birilerinin desteğini alarak yol yürümek başka şeydir, birilerini kullanarak yol açmak başka…
Birilerinin omzuna basarak yükselenler, çoğu zaman altında ne olduğunu görmek istemez. Çünkü yukarı çıktıkça kendisini daha önemli zanneder. Etrafındaki insanların ilgisini, sahip olduğu gücü ve açılan kapıları kendi başarısı sanabilir.
Fakat hayatın çok basit bir kuralı vardır:
Hiçbir makam kalıcı değildir. Hiçbir güç sonsuz değildir. Hiçbir dönem sonsuza kadar aynı şekilde devam etmez.
Bugün seni arayan telefonlar yarın susabilir.
Bugün önünde açılan kapılar yarın kapanabilir.
Bugün yanında duran insanlar, yarın başka bir yöne bakabilir.
İşte insanın gerçek sınavı da tam o zaman başlar.
Çünkü güç elindeyken herkes güçlü görünür. Asıl mesele, güç elinden gittiğinde nasıl bir insan olarak kalabildiğindir.
Bu memleket, dün çok güçlü görünen insanların bugün sessizce köşesine çekildiğini çok gördü.
Bir dönem herkesin konuştuğu isimler zamanla unutuldu. Kendisini vazgeçilmez sananlar, bir süre sonra sıradan bir hayatın içerisinde kayboldu. Yanında yüzlerce insan olduğunu düşünenler, bir gün etrafına baktığında aslında ne kadar yalnız olduğunu fark etti.
Çünkü insanları makamınızla yanınızda tutabilirsiniz ama karakterinizle yanınızda tutamazsanız, makamınız gittiğinde onlar da gider.
Bir de geride bıraktığınız insanlar vardır.
Kırdıklarınız…
Kullandıklarınız…
Yok saydıklarınız…
Üzerine bastıklarınız…
Belki bugün seslerini çıkarmazlar. Belki bugün susmayı tercih ederler. Ama hayatın hesabı bazen mahkeme salonlarında değil, zamanın içerisinde görülür.
Ve zaman, herkese hak ettiği yeri gösterir.
Bu yüzden kimse bulunduğu yeri kendi mülkü, sahip olduğu gücü kendi hakkı sanmamalı.
Çünkü insan bazen en büyük yanılgısını, kendisine sunulan geçici gücü kalıcı zannetmekle yaşar.
Bugün birilerini kullanarak yükselenler, yarın aynı insanların yokluğunda ne kadar yüksekte olduklarını anlayabilir.
Başkasının sırtına basarak çıkılan merdivenin basamakları sağlam değildir.
Bir gün o merdiven biter.
Ve insan, çıktığı yere değil, oraya nasıl çıktığına bakmak zorunda kalır.
Belki de hayatın en ağır tarafı budur:
İnsan, bir gün kaçtığı gerçeklerle mutlaka karşılaşır.
Bu memleket çok şey gördü.
Çok yükseliş gördü.
Çok düşüş gördü.
Çok güçlü görünenlerin bir anda güçsüz kaldığına şahit oldu.
O yüzden bugün kendisini dokunulmaz sananlara küçük bir hatırlatma yapmak gerekir:
Kimsenin üzerine basmayın.
Çünkü bugün bastığınız insan, yarın önünüzde durabilir.
Kimseyi kullanmayın.
Çünkü bugün kullandığınız kişi, yarın sizin kim olduğunuzu herkese anlatabilir.
Ve kimse bulunduğu yeri sonsuza kadar kendisinin sanmasın.
Çünkü hayat bazen insanı yükseltir, bazen sınar, bazen de başladığı yere geri getirir.
Bu memleket adamı önce yükseltir, sonra sınar.
Ve zamanı geldiğinde herkesin gerçek yerini gösterir.
Son söz:
Güç geçer, makam geçer, kalabalık dağılır.
Geriye sadece insanın karakteri, yaptıkları ve bıraktığı iz kalır.
Asıl mesele, zirvedeyken kaç kişinin yanında olduğu değil;
düştüğünde kaç kişinin hâlâ senin için “iyi insandı” diyebildiğidir.


