Bir sokak başı kafesinin önünde durmuş dışarıyı izliyorsunuz. Ağaçlar, insanlar, trafik.. Müzik sesi, hafif bir rüzgar ve soğuk bir içecek.
Fısıltı fısıltı konuşmalar duyuyorsunuz, yoldan geçen topuklu ayakkabı sesleri arasında. Ya herkes bir yere yetişmeye çalışıyor ya da yetişememek için yaşıyor. Kimi hızlı kimi yavaş adımlarla geçiyor yanınızdan ne aradığını bilerek ya da bilmeyerek.
Bu telaşa veya umursamazlığa anlam veremiyorsunuz. Bakıyorsunuz ama göremiyorsunuz işte.
Sahi en son ne zaman izledik insanları? Sahte sanal hikayeleri izlemek yerine, kendimizi bir kenara bırakarak yoldan geçenleri..
Günlük hayatın telaşında çok şey görürüz ama üzerine düşünmeden geçer gideriz.
Bakmayı görmek sanarız, heyecan ve tutkuyu aşk sandığımız gibi.
Nedir bakmakla görmek arasındaki fark? Görmekle değişmeyen şey bakmakla mı değişecek? Evet. Çünkü bakmak, gözlerimize mahsustur. Görmek ise, kalbimizin ve aklımızın eseridir. Görmek fark etmektir, dünyanın bizimle konuşmasına izin vermektir. Bir çiçeğin ahengini, süslü bir cümlenin kafiyesini, anlamını, niyetini, hikayesini.. Hatta görmek bazen acıyı ve sevinci de yakalamaktır.
Mesela bir tabloya baktığınızda renkleri, desenleri ve figürleri görürsünüz. Ama gerçekten o tabloyu görmeye başladığınızda, sanatçının ruhunun fırça darbeleriyle anlattığı hikayeye temas edersiniz. İşte o an bakmak yerini görmeye bırakır.
Gündelik hayatta da durum pek farklı değildir. İnsanlar birbirine bakar ama çok az insan görür. Bir dostun yüzündeki veya yüreğindeki yorgunluğu, bir çocuğun içindeki soruyu, bir yaşlının alnındaki kırışıklığına neden olan zamanı..
Bakmak kolaydır, çünkü mesafeli ve zahmetsizdir. Görmek ise ciddi bir iştir. Sorumluluk doğurur. Gördüğünüz şeyle bir bağ kurarsınız. Bu bağ gün gelir sizi harekete geçirir, düşünmeye, anlamaya, belki de değiştirmeye zorlar. Bu yüzden pek çok insan kolay yolu seçer. Bakmayı tercih eder. Görmek ise insanı yorar, hatta çoğu zaman canını bile yakar.
Ne zaman bakmakla görmek arasındaki farkı düşünsem aklıma şu hikaye gelir:
‘Gül’ ile ‘Su’ bir tesadüf sonucu karşılaşırlar.
Hikaye bu ya ilk görüşte aşık olurlar. Gül, Suyun saflığına, temizliğine, doğallığına; Su’da Gül’ün güzelliğine, zarafetine, asaletine aşık olur. Uzun bir zaman geçer. Gül artık dayanamaz ve bu aşkı itiraf eder.
Su’ya “Seni Seviyorum” der. O’na karşı aynı duyguları besleyen Su’da Gül’e “Seni Seviyorum” diye yanıt verir.
Aşkına karşılık bulan Gül eskisinden daha canlı açar, güzel kokular saçar. Fakat Su’yun aşkı çoğunlukla ilgisizdir. Gül bir zaman sonra dayanamaz ve Suya yeniden seslenir: Seni Seviyorum! Su aynı karşılığı verir: Bende, seni seviyorum..
Gül, aşkından hergün suya seslenmeye devam eder. Su ise birgün dayanamaz ve “Bende seni seviyorum dedim ya”, der.
Günlerden bir gün Gül çok hastalanır. Güzelliğine hüzün çökmüştür. Solmaya, yaprakları kurumaya başlamıştır. Su, sevgilisinin hastalığına dayanamaz ve sonunda bir doktor çağırır. Doktor, Gül’e bakar ve her şey için çok geç kalındığını, Gül’ün susuzluk nedeniyle hastalandığını artık kurtuluşunun olmadığını söyler.
Gül, susuzluk nedeniyle bitmiş ve tükenmiştir. Kısa bir zaman sonrada ölür. Su, sevgilisini kaybetmesinin acısıyla hırçınlaşır, çılgın dalgalara dönüşür. Kızgındır ve kızgınlığı da kendinedir. Gül’ü kaybetmiştir.
Çünkü gül, susuz kalmıştı. Sadece ‘Seni Seviyorum’ demek yetmemişti. Su, sadece bakmıştı, görmemişti. Karşı taraf sevgisizlikten ve susuzluktan ölürken, buna karşı sadece sevdiğini söylemek yeterli değildi.
Sadece bakmak yeterli değildir hayatta. Bu hikayeyi birçok şeye karşı uyarlayabiliriz.
Aşka, hayata, sağlığa, dostluğa..
Belki de mesele tam olarak budur. Bakmak bir tepki, görmek bir seçimdir. Eğer seçerseniz, yalnızca bakmakla kalmaz, hayatın derinliğine de inersiniz. Karşısınızdakinin gerçek hislerini de görebilirsiniz. Ve asıl olan da budur.
Görmek evet bakmaktır, fakat herkesin bakarken göremediği görmektir. Susuz bırakmamaktır. Sözcüklerden öteye geçmektir. Sorumluluk almaktır. Bedel ödemektir. Mutlaka bir karşılık vermek, en çokta kendinden, ruhundan, kalbinden, ömründen vermektir.
Çok geç olmadan, henüz fırsat varken..

YUSUF ZİYA YAYAN


