“Tarih okumak sıkıcıdır” klişesini değerli okurlarım için yıkmaya geldim. Sizlere taht kavgası, hayaller ve aşk üçgeninde bu topraklarda yaşanan ve günümüze uzanan bir yazı bırakıyorum..
~~~~~~
Bir evladın babasından farkını büyüdüğü ortam ve yaşanmışlıklar belirler. Makedonya Kralı Philp’in oğlu İskender Homeros’un İlyada’sıyla büyümüştü. Hatta rivayet odur ki; Kral Philip yastığının altında kılıçla; oğlu İskender ise hem kılıç hemde İlyada kitabına ait sayfalarla uyurmuş. Peki size bir soru soralım. Dünyayı değiştirmeye gelen bir adam, hayalini dünyaya değişir mi? Tabi ki değişmez. O, bu zorlu yolculuğunda dünyayı değiştirmeye gelmişti.
20 yaşındaki İskender, Makedonya Kralı olarak başladığı bu serüvende, Kadim Pers İmparatorluğunu yok edip, ‘Dünyanın sonuna’ ulaşmak isterken, yolu Aydın’a da düşmüştü. Trakya’dan Biga’ya(Çanakkale) geçen İskender, ilk olarak Karya bölgesine ilerledi. Karya bölgesini bir an önce ele geçirip, doğuya, Perslerin başkentine varmak istiyordu. Magnesia(Germencik) ve Milet’i(Didim) krallığına katan İskender, Karya bölgesinin ana yönetim merkezi olan Halikarnas’a(Bodrum) ilerliyordu. Fakat önündeki en büyük engel günümüzde Karpuzlu ilçe merkezinin üstünde yer alan Alinda şehrinin kraliçesi olan ‘Ada’ idi.
Bugün bile pek çok gizem barındıran ve henüz keşfedilmemiş pek çok yapısı bulunan bu şehir devletini, Halikarnas tahtının gerçek sahibi olmasına rağmen kardeşi tarafından Alinda’ya sürülen Kraliçe Ada yönetiyordu. Sürgün sonrası Latmos dağlarından ovaya kadar uzanan bu büyük kentin kurucusu olan Ada, dış tehditlere karşı güçlü bir tahkimat yani savunma hattı oluşturmuştu. Mühendis, mimar, bilim insanları ve tarihçilerin de eşlik ettiği Antik Çağ’ın en güçlü ordusunu yönetmesine rağmen şehri ele geçirmekte zorlanan İskender, kaybedecek vaktinin olmaması ve bir an önce doğuya gitme isteği nedeniyle Kraliçe Ada ile görüşmelere başladı. Kocası öldükten sonra Karya bölgesini yönetmesi gerekirken kardeşi tarafından tahtı elinden alınıp Halikarnas’tan sürülen Ada’nın hayatı büyük komutanı derinden etkiledi. Görüşme sonunda Kraliçe Ada, İskender’le anlaşarak Makedon İmparatorluğuna katılmayı kabul etti. Ayrıca İskender’i ‘oğlu olarak evlat’ edindiğini ilan etti. Daha sonra Alindalılarla birlikte Halikarnas’ı ele geçiren ve imparatorluğuna katan İskender, milattan önce 334 yılında Karya bölgesinin yönetimini Alinda Kraliçesi Ada’ya bıraktı.
Trakya’dan yola çıkıp Anadolu, Mısır ve Kuzey Hindistan’a kadar pek çok coğrafyayı ele geçirerek Antik Dünya’nın en büyük imparatorluğunu 13 senede kuran İskender, yaklaşık 2 bin 300 yıl önce bu toprakları Ada’ya yani bir kadına emanet edecek kadar büyüktü.
Tarih, pek çok ilginçliklerle doludur. Bir yandan gizemler, mitler, efsaneler; bir yandan bitmeyen mücadeleler, taht kavgaları; bir yandan da evlilikler, ayrılıklar ve aşklar.. Yeni yeni ortaya çıkan küçük ayrıntılar gösteriyor ki, basit sanılan olaylar bile tarihin seyrini büyük oranda etkiliyor.
İskender’in hayatında 2 kadının önemi çok büyüktür desek abartı olmaz. Alinda Kraliçesi Ada, İskender’in hayalleri için tahtını, şehrini ona bırakmıştı. Evlat ilan edilmesini reddetmeyen İskender ise onu Karya yöneticisi olarak onurlandırmıştı.
İskender’in hayatındaki ikinci kadın ise Mısır Kraliçesi Kleopatra’dır. Magazin seven okurlarımız için ünlü bilim adamı Pascal’ın şu sözünü de paylaşmazsak olmaz. Pascal, “Kleopatranın burnu biraz daha küçük olsa dünyanın hali bambaşka olurdu”, der. İskender, tabiki de Kleopatra’nın burnunu görmek için binlerce kilometre yol yürümemişti. O hayalleri için çıktığı bu yolculukta, kendisine Aydınlı bir anne ve Mısırlı bir sevgili bulmuştur.
Dünya tarihini sadece isimler üzerinden bilen bizlere, bu küçük sandığımız ayrıntıları paylaşmak ve 2 bin 300 yıl önce yaşananları aktarmak, bugüne dair bir subliminal, örtülü bir mesaj taşımaz.
Kimse bu yazdıklarımızı da ‘Tarih tekerrür edermiş’ kalıbıyla anlamamalı. 2 bin 300 sene sonra “şehrimizi kraliçe gibi bir kadın yönetiyor” demekle, ülkemizi “İskender gibi bir imparator yönetiyor” demek, “Kleopatra’nın burnu tarihe yön verdi” sözü kadar gülünç bir durumdur.
Tarih okur yazarlığı demek ya da tarihi okumak önce yaşadığın toprakların tarihini öğrenmekten geçer. Tarih tekerrür ediyorsa bile tarihin ötesine geçmek gerekir. Yer yer geçmişin adımlarına bassak bile, tarihte daha çok iz bırakmaktan geçer.
Kılıcın yanına kitabı, tahtın üstüne hakedeni oturtmaktan geçer. Kuru kalabalıklardan oluşan ordunda mühendis ve tarihçileri de yanında taşıyan bir vizyon ister. Bugün hangi yönetici kararlarını alırken müteahhitleri dinlediği kadar Sosyolog ve Tarihçileri dinliyor? Ya da görüşlerini soruyor.
Ada’yı yeniden ‘Kraliçe’ yapan, İskender’i ‘Büyük’ yapan; hükümdarları hükümdar, başkanları başkan yapan burunları, etekleri, kravatları ve saatleri değildir. Hayalleridir!
Yusuf Ziya Yayan | Köşe Yazısı

