Yaklaşık 500 sene önce söylendi bu söz. “Kaybettiğin yerde bekleme, güçsüzler öyle yapar, sana kapanan kapıyı bir daha çalma, kapanan kapıyı acizler çalar…”
Peki, insan neden kaybettiği yerde bekler? Neden kabullenemez yenilgiyi? Ve neden o kapıdan ayrılmak istemez?
Bize çocukluğumuzdan beri yapmanın zor, yıkmanın kolay olduğu öğretildi. Bazen yapmaktan zordur yıkmak. Herkesin harcı değildir. Emek vardır. Yaşanmışlık ve hatıralar vardır. Vazgeçen olmak istemezsin. Bilinmesini, çabanın değer görmesini istersin. Büyük bir illizyondur bu, kendini hipnoz ettiğin. Kaybetmenin sorumluluğunu üstünden atmak, paylaşmak, konuşmak ve kendini haklı çıkartmak istersin. Haklı olmanın kaybetmene perde olacağını sanırsın. Ne susabilirsin, ne kabullenebilirsin, ne de gidebilirsin. İşte en büyük güçsüzlük göstergesidir bu. Bir açıdan saygı meselesidir bu. Kaybetmeyi kabullenemeyenin en çok kendisine saygısı yoktur. Yüzüne kapanan kapılara değil, insan önce kendisine saygı duymalı. Yüzleşmeli gerçeklerle.Yüzleşemediğin gerçekleri topluma anlatmak seni saygın biri yapmaz. Çünkü kendisine saygı duymayana toplum da saygı duymaz. Onu dışlar, yok sayar, dedikodusunu yapar ve ötekileştirir. Oysa saygı senin varlığında değil, yokluğunda yaşamalı. Unutma ki en büyük miraslardan biri olan saygı, yaşamdan uzun sürer.
Kaybetmek çoğu zaman kötüdür. Bunu bilmek ve kabullenmek ise bir meziyettir. En kötüsü kaybettiğini farketmemektir. Aile, dost, mülk, aşk, para veya her neyse kaybedilen, bunu kabullenmek gerekir. Hayatta hiçbir şey göz açıp kapayınca kadar değişmez. Denedikçe, bekledikçe ve savruldukça kaybetmiş olabilirsin. Günün sonunda bittiyse herşey, yüzleşmek gerekir gerçeklerle. Değişimin getirdiği sonucu kabullenmek ve beklememek gerekir. Yeni bir sayfa açmak, yeni bir şarkı dinlemek, yeni bir yol çizmek ve o kapıdan uzaklaşmak gerekir. İnsan önce kaybedişinde sonra da yoklukta aramalı kendini. Beklemeden gitmesini bilmeli. Bir kaçış öyküsü değildirbeklemeden gitmek. Yeniden bir iddiada bulunmaktır. Güçlü olduğunu haykırmaktır. Gitmek, tüm kaybedişleri unutmakta değildir. Bir şeref madalyası gibi göğsünde taşıyıp, yeniden ayağa kalkmaktır. Çünkü insan kendini bulduğunda artık kaybolmaz.
Evet, her kaybedenden birşeyler eksildi bu yolculukta. Kimi gençliğini ve aşkını, kimi parasını ve sağlığını bıraktı bu yolculukta. Peki bugüne kadar kazananlar da bunları feda etmiyor mu sanıyordunuz? “Ben Kazandım” diyenler aynı şeyleri feda etmiyor mu sanıyorsunuz? Demek ki mesele kazanan veya kaybeden tarafta olmak değilmiş. Mesele oldum olası hep birşeyi eksik olan insanın kendinde eksik olanı bulma çabası, birşeyler eksilirken başka yerden tamamlanmasıymış. Kalemin kareleri doldururken azalan mürekkebinin, bulmacada boşlukları doldurmasıymış. Kalabalık bir yalnızlık yaşarken, kaybettiğin yerde bekleme. İnsanların kahkalarını duyarken, kendi düşüncelerinde boğulma.Kapanan kapılara tebessüm edip, yoluna devam et. Çünkü bu pek çok açıdan saygı ve şahsiyet meselesi.
(William Shakespeare’in ‘Kaybettiğin Yerde Bekleme’ şiirinden alıntı)
Kaybettiğin yerde bekleme,
güçsüzler öyle yapar…
Sana kapanan kapıyı bir daha çalma,
Kapanan kapıyı acizler çalar…
Unutma ki bu aşağılık dünyadasın;
Kötülüğü baştacı edip
iyiliği çılgınlık sayan dünyada…
Şunu iyi bil ki;
şeytan da kutsal kitaplardan örnekler verebilir…
Ve cehennem boş,
şeytanların hepsi burada…
Her düşünceni dile getirme,
Sana yakışmayan hiçbir düşünceyi
hayata geçirme…
Samimi ol fakat basit davranma…
Huzur ancak gökyüzünde vardır,
biz ise yeryüzündeyiz…
Utan ey çağ..!
Soylu insan yetiştiremez oldun…
Arama boşuna bulunmak istemeyeni,
İnsanlar göründükleri gibi olmalıdır…
Eğer değillerse,
hiç görünmesinler daha iyi…
Kader mi aşkı kovalar,
yoksa aşk mı kaderi..?
Kimseler çözemedi bu bilmeceyi..!
Hoşçakal, değerin çok yüksek,
tutamam seni…
Sen ancak görenleri seversin,
bense körüm…
Sen ne kadar kalsan da geliyorsun benimle,
ben ne kadar gitsem de kalıyorum seninle…
Öğret bana nasıl unutulur düşünmek..?
Oysa benim ruhumda savaş var…
Durmadan ölüyor içimdeki insanlar…
Boğ kendini yüreğim;
dilimi tutmam gerek…
Yusuf Ziya Yayan

