Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
ResimLink - Resim Yükle

Çizgiler Neden Önemlidir?

Bazı kavramlar vardır; ne kadar çok sınırsız bırakılırsa, o kadar

Bazı kavramlar vardır; ne kadar çok sınırsız bırakılırsa, o kadar anlamını kaybederler. Netlikten uzaklaştıkça, çizgilerinin belirsizliği ile yıpranırlar. Asıl güçlerini sınırlarından alan bu kavramlar aşındıkça gün gelir ayırt edici olmaktan da çıkarlar.

İnsan bazen durup kendine şunu sormalı:
Bir insanı gerçekte güçlü kılan şey nedir? Anlaşılması mıdır; yoksa nerede durduğunu ve sınırlarının ne olduğunu bilmesi midir?

Çizgiler ve sınırlar hayatımızda önemi işte bu soruların ardında ortaya çıkar. Çünkü çizgiler herkesin bildiği gibi ayırmak için değil, aslında tanımlamak içindir. Eğer tanımlamaz isek, dostlukların, çıkarların ve duruşların hızla karıştığı bir yerde, anlamlar da silikleşir. Ve bunun sonucunda sözlerde değerini yitirir.
Yani kısaca çizgiler olmaz ise; dün söylenenle bugün yapılanlar arasındaki fark göz göre göre büyür ve o dönülmez sınır artık rahatlıkla geçilir.

Mesela sınırlar ve çizgiler olmaz ise “herkes her şey olabilir” düşüncesi cazip bir söyleme dönüşür. Ve kulağa o an güzel de gelebilir bu sözcükler. Ancak bu söylem, sorgulanmadığında başka bir sorunu beraberinde getirir: Eğer herkes çizgisini aşıp her şey olabiliyorsa, o zaman kimse, ‘bir şey’ olamamıştır.

“Herkes her şey olabilir” denilerek geçmişin hiç yaşanmamış kabul edilmesi, sözlerin hiç söylenmemiş sayılması, hatta unutturulmaya çalışılması kısa vadede herkese kazanç gibi görülebilir, fakat uzun vadede o insanı insan yapan duruş en başta aşınmıştır. O kişi artık ‘bir şey’ değildir; ‘hiçbir şey’dir.

Mesela başarıya ulaşanların hikayesi sadece bugüne bakılarak anlaşılmaz. Geçmişten bugüne uzanan bir hikaye ve tutarlılık taşırsa anlamlıdır. İnsanın duruşu da, çizgisi de ve yolu da o yüzden bir olmalıdır.

Elbette değişim herkes ve herşey için mümkündür. İnsan değişir, zaman değişir, dünya değişir. Fakat düşünceye gelirsek, o sadece dönüşür. Bu dönüşüm, değişim kadar sancılı değildir. Yaşanan düşünsel dönüşüm yürünen yollar unutularak, sessizce ve gizlenerek olmaz. Açıklıkla olur.

İlerlemek isteyen insan çizgilerini koruyarak dönüşüm yoluyla değişimi seçer, uyum sağlamak isteyen ise çizgilerini yok sayarak sadece dönüşümü. Değişen, önceki halini bilir ve netlik barındırır. Çünkü değişmek için sebepleri vardır. Sadece dönüşen ise önceki halini hatırlamak istemez, dönüşmesinin sebeplerini ise unutturmaya çalışır.

Bugün pek çok insan bırakın kavramları, değişimin ve dönüşümün keskin çizgisini bile görememektedir. Göremediği için o çizgileri kolayca geçmektedir. Geçtiği içinde aslında hiçbir düşünceye, hiçbir yere ait olamamaktadır.

Mesela aidiyeti ele alalım. Mesela neden bir fikre ait olamayanlar hemen farkedilmez? Çünkü en çok onlar çizgileri vardır gibi görülürler.
O zaman soruyu birde şöyle soralım: Neden ait olamayanlar ilk başta başarılı zannedilir?
Çünkü çizgileri önemsemeden herkesi, herşeyi yanlarına katarak bir fikri, bir oluşumu veya bir şeyi büyüyor zannettirdikleri için.

Fakat aidiyet süzgeci olmayan herşey bir süre sonra sadece dağılır. Çünkü çizgisi olmayan büyümeler aidiyeti aşındırır. Gerçek aidiyet sınırların tamamen yok olmasıyla değil; anlamlı sınırların varlığıyla güçlenir.

İşte bu yüzden aidiyette bile çizgiler önemlidir.
Ve aidiyette olduğu gibi herşey bu çizgilerle başlar ve bu çizgilerle biter.
Bir harita çizgiyle sınır çizer, bir insan çizgiyle duruşunu belli eder.

Kısaca çizgiler önemlidir.
Çünkü aidiyeti ve sınırları tanımlar..