Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Yusuf Ziya Yayan yazdı: Gerçek zenginlik nedir?

Geçenlerde bir köşe yazısı okudum. Yazar diyordu ki, “Zenginlik istediğin

Geçenlerde bir köşe yazısı okudum. Yazar diyordu ki, “Zenginlik istediğin şeyin elinin altında olmasıdır. Onu kullanmasan bile ulaşabileceğini bilmektir”.

Düşündüm. Okununca çok güzel geliyor kulaklarımıza. Zaten bu sözler hep kulaklara güzel gelmesi için yazılmıştır. Fakat kulaklara güzel gelen sözlere mi itibar etmeliyiz yoksa gerçeklere mi? Mesela hiç düşündünüz mü gerçek zenginlik nedir? İnsan ne zaman zengin olur? İnsan kendisini ne zaman zengin hisseder? Ya da bunları bir tarafa bırakalım, hadi gerçek zenginliği de bir tarafa bırakalım.

Madem ki zenginlik istediğin her şeyin elinin altında olması ve ona ulaşabileceğini bilmektir. Çalışmaya ihtiyaçları yokken, her şey ellerinin altındayken, sanki hiçbir şeye sahip değilmişçesine neden zenginlerin çalıştıklarını hiç düşündünüz mü?

Zenginler çalışırlar, hem da herkesten çok çalışırlar. Çünkü çalışma sebepleri mevcut konumlarını korumak kaygısıdır. Eski hayatlarına dönmemek veya statülerini koruma korkusuyla hareket ederler. Ve bunun doğal sonucu olarakta sizleri sınıfsallaştırırlar. Ötekileştirirler. Özgürlük alanlarınıza tecavüz ederler. Zenginliğin onlara herşeyi konuşma cüreti verdiğini düşünürler.

Aslında doğada olan düzen bunu gerektirir gibi görürler bu mücadeleyi. Kimi devlet gücüyle, kimi sonradan kazandığı paranın itibarı gücüyle, kimi siyasetle bunu yapar. Bu kendini zengin sananların unuttukları çok önemli bir şey var. Hangi konuma gelirsen gel, hangi koltuklara oturursan otur, bir gün gelir doğa kendi dengesini kurar. Güç, ne kadar merkezileşirse merkezileşsin, sonunda bir eşitleyici gelir. Bu bazen bir yeniliktir, bazen bir düşüncedir, bazen sessiz bir toplumsal dönüşümdür.

Mesela, bazıları mesleklerin kendi tekellerinde olduğunu zannederler. Kendileri duayendirler. Koltuklara kimin oturacağını kendileri belirlemek isterler. Uzun bir süre başarmıştırlar da. Çünkü statükoyu korumazlarsa, doğa gereği yok olacaklarını bilirler.

Ama zaman değişiyordur. Yeniliğin gücünün farkında olup, bir o kadar da mevcut konumlarını koruma iç güdüsüyle hareket ederler. Çünkü korkarlar. Dünyanın değiştiğini acı şekilde hissederler, seslerinin eskisi kadar ulaşmadığını görürler. Duyulmak isterler. Bu yüzden daha çok bağırırlar. Duyulmazlar, daha da sertleşirler. Mesele statükoyu koruma meselesidir. Tabi ki bu da bir tabiatın gereğidir. Doğaldır. Yıllarca “sen aslansın, kaplansın” denilmiştir. Belki de öyledirler. Ama ne demiştik, doğa bir gün her şeyi eşitleyecektir.

Yani zenginlik, zenginliğini kullanmasan da herşeyin elinin altında olması demek değildir, zenginlik mevcut olanı koruma kaygısıyla olanı muhafaza etme savaşıdır. Alttan gelecek olanlara, sistemi ve oyunu yeniden kuracak olanlara karşı bir mücadeledir.

Zenginliğe sonradan ulaşmış olanlardan bahsedelim birazda. Bu kişiler statüsünü koruma iç güdüsüyle çalışırken aslında farkında olmadan korkunun kölesi olurlar. Yanlış anlaşılmasın, aslında onların korkusu yoksul olmak fakir olmak değildir. Statü ve değer kaybının yaşattığı krizlerdir. O çıktıkları çukura bir daha dönmemenin savaşıdır bu. Çünkü bedel ödemişlerdir, kendilerine bile itiraf edemedikleri günahlara girmişlerdir. Kendileri her gün yeni temiz sayfalar açarken, başkalarının sayfalarını kendi geçmişlerinden dökülen mürekkeple kirletmek isterler. Seslerinin yüksekliğine bakmayın ve aldanmayın. Onlar yanlış hikayelerle büyüdüler. Bu onların suçu değil. Ne yazık ki bu çağ da yel değirmenleriyle savaşıp ‘Don Kişot’ olmak istemektedirler.

Gerçek zenginler kimdir biliyor musunuz? Ben size cümlelerim yettiğinde en kısa haliyle anlatayım. Gerçek zenginlik, yüreğinde ‘Simyacı Ruhunu’ taşımaktır.

Yel değirmenleriyle savaştım deyip övünmeyerek, taşı altına dönüştürmeye çalışanlara inat, hakikati görerek altını taşa dönüştürmeye çalışandırlar.

Gerçek zenginlik özgürlüktür. Ne çok çalışmakta ne de hiç çalışmamakta gizlidir. Ne itibarı korumak, ne elde bulunan mevcudu muhafaza etme çabasıdır.

Gerçek zenginlik yani özgürlük, kime değil, neden çalıştığını bilmektir. İstediğin zaman elinde bulunanı değiştirme kudretidir. Vazgeçebilmedir. Hem çok şey olabilmek, hem de hiçbir şey olduğunu bilebilmektir.

Kaybedeceğin hiçbir şey olmadığını anladığında, dünyanın ayaklarının altına serildiğini görebilmektir.