YKS sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte birçok evde yeni bir heyecan başladı. Bilgisayar ekranlarında başarı sıralamaları inceleniyor, üniversiteler araştırılıyor, şehirler karşılaştırılıyor, aile içinde uzun sohbetler yapılıyor.
Sınav maratonu geride kalmış gibi görünse de aslında şimdi en az sınav kadar önemli bir süreç başladı: Tercih dönemi.
Tercih yapmak; yalnızca bir üniversite ya da bölüm seçmek değildir. Aynı zamanda öğrencinin nasıl bir yaşam süreceğine, hangi şehirde eğitim alacağına, nasıl bir çevrede bulunacağına ve gelecekte hangi mesleği yapacağına dair önemli bir karar vermektir.
Bu nedenle tercih süreci, yalnızca puanların ve başarı sıralamalarının konuşulduğu bir dönem olarak görülmemelidir.
Bu süreçte çocuğunuzun sizden en çok ihtiyaç duyduğu şey, onun yerine karar vermeniz değil; karar verirken yanında olmanızdır. Çünkü öğrenciler yalnızca tercih listesi hazırlamıyor.
Bir yandan sosyal medyada dolaşan bilgi kirliliğiyle, bir yandan çevreden gelen yorumlarla, bir yandan da “Ya yanlış tercih yaparsam?” kaygısıyla mücadele ediyor.
Son günlerde sıkça şu cümlelerle karşılaşıyoruz: “Bu bölüm artık okunmaz.”
“Şu üniversite kesin yükselir.”
“Bu sıralamayla orası kesin gelir.”
Oysa bunların büyük bir kısmı kişisel yorumlardan ibarettir. Bu yıl da gördüğümüz gibi, sınavın zorluk düzeyi ve adayların başarı dağılımı her yıl farklılık gösterebiliyor.
Bu durum başarı sıralamalarını ve tercih dengelerini de etkiliyor. Bu nedenle geçmiş yılların verileri önemli bir rehber olsa da tek başına kesin bir tercih listesi oluşturmak için yeterli değildir.
Bir diğer önemli konu ise kıyaslama… Komşunun çocuğu, kuzeniniz ya da sosyal medyada başarı hikâyesini paylaşan bir öğrenci…
Hiçbiri sizin çocuğunuzun hikâyesi değil.
Yıllardır YKS tercih danışmanlığı sürecinde öğrenciler ve ailelerle birebir çalışıyorum. Bu deneyim bana en sık karşılaşılan hatanın, öğrencilerin kendi hedeflerinden uzaklaşıp başkalarının tercihlerini referans almaları olduğunu gösterdi.
Oysa her öğrencinin ilgi alanı, yetenekleri, öğrenme biçimi ve hayattan beklentisi birbirinden farklıdır. Aynı başarı sıralamasına sahip iki öğrencinin bile doğru tercih listesi tamamen farklı olabilir.
İşte bu yüzden tercih döneminde yalnızca “Bu sıralamayla nereye yerleşebilirim?” sorusuna değil, “Ben nasıl bir hayat istiyorum?” sorusuna da cevap aramak gerekir. Tercih döneminde yapılan en büyük hatalardan biri de yalnızca üniversitenin adına odaklanmaktır.
Elbette üniversitenin akademik başarısı önemlidir. Ancak bölümün içeriği, eğitim modeli, staj olanakları, akademik kadrosu, mezunlarının kariyer fırsatları, yaşanacak şehir ve öğrencinin kendini o ortamda nasıl hissedeceği de en az bunlar kadar değerlendirilmelidir.
Bazen yalnızca ismi güçlü olduğu için tercih edilen bir bölüm, öğrencinin yıllar içinde motivasyonunu kaybetmesine neden olabilir. Buna karşılık gerçekten ilgi duyduğu bir alanda eğitim alan bir öğrenci, hem akademik hem de mesleki yaşamında çok daha başarılı ve mutlu olma ihtimaline sahiptir.
Bu noktada siz velilere düşen en önemli görev, çocuğunuz adına karar vermek değil; onun kendini tanımasına yardımcı olmaktır.
Ona şu soruları sormaktan çekinmeyin:
“Bu bölüm seni neden heyecanlandırıyor?”
“Kendini nasıl bir mesleğin içinde hayal ediyorsun?”
“Bu tercih gerçekten senin isteğin mi?”
Çünkü bazen doğru cevaplar, doğru sorularla ortaya çıkar. Tercih süreci bazen tek başına yürütülmesi zor bir yolculuğa dönüşebilir.
Bu süreçte öğrencinin ilgi alanlarını, yeteneklerini, hedeflerini ve potansiyelini birlikte değerlendirerek en doğru tercih listesini oluşturmak, geleceğe atılan en önemli adımlardan biridir.
Tercih sürecinde profesyonel tercih danışmanlığı desteğine ihtiyaç duyuyorsanız, benimle iletişime geçebilirsiniz.
Unutmayın; tercih listeleri sadece üniversiteye değil, bir gencin geleceğine açılan kapılardır.
Bu yüzden her tercih; bilgiyle, araştırmayla ve en önemlisi öğrenciyi merkeze alan bir bakış açısıyla yapılmalıdır


