Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
ResimLink - Resim Yükle

Marsias’ın kavgası!

İnsanlık tarihi; zafer sarhoşluğuyla kendisini kaybedenlerin ve haklılığını ispat etmek

İnsanlık tarihi; zafer sarhoşluğuyla kendisini kaybedenlerin ve haklılığını ispat etmek uğruna hayatını tüketenlerin kavga hikayeleriyle doludur.

Kimi zaman bir taht, kimi zaman bir toprak parçası, kimi zaman da yalnızca bir kıskançlık, büyük felaketlerin başlangıcı olmuştur.

Ve bu kavgaların bazıları asla başladığı yerde bitmez.

Dağlarda zeytin ağaçlarının gölgesinde doğar, yüzyılları aşar, göz yaşlarıyla biriken nehirlere adlarını verir.

Çağ değişir, zaman değişir, insanlar değişir, hükümdarlar ölür, imparatorluklar yıkılır, şehirler yok olur ama o kavgaların bıraktığı izler yaşamaya devam eder.

Anadolu’nun binlerce yıllık mitolojik hafızasında yer alan ve bugün unutulan Marsias Efsanesi de böylesi bir kavganın hikâyesidir.

Aydın’ın dağlarında doğup, zeytinağaçlarına düşen yağmur damlalarını toplayarak Çine topraklarını besleyen Marsias(Marsyas) Çayı’nın mitolojik hikayesi de böyledir.

Bir zamanlar bu topraklarda; dağlarda ve ormanlarda yaşayan, flüt çalan, şehvete ve eğlenceye düşkün Marsias adında birinin yaşadığı anlatılır.

Marsyas’ın kaderini değiştiren olay ise; mitolojideki Tanrıça Athena’nın bir çalgıyı terk etmesiyle başlamıştır.

Efsaneye göre; Athena, çift borulu bir üflemeli çalgı olan geyik kemiğinden yapılmış bir flütü icat etmiştir. Ancak çalarken yüzünün değiştiğini, yanaklarının şiştiğini görünce çalgıya kızarak öfkeyle fırlatıp atmıştır. Ve bazı anlatılara göre Athena, bu çalgıyı bir daha eline alan kişinin korkunç bir cezaya uğrayacağını da söylemiştir.

Aydın Dağları’nda yaşayan Marsias bir gün ormanda gezerken bu flütü bulmuş, alıp üflemeye başlamıştır. Zaman geçtikçe çalgıda ustalaşan Marsias’ın bestelediği ezgisini duyanlar kendisine hayranlık beslemeye başlamıştır.

(Marsias ve çift borulu flütü)

Marsias, elindeki üflemeli çalgıyla öylesine güzel ezgiler çıkarır ki, sonunda mitolojik Müzik Tanrısı Apollon’a meydan okuyacak cesareti kendisinde bulur.

Apollon ise, elle çalınan lir aletini çalmakta ki ustalığıyla tanınırdı.

(Lir çalgısı)

Marsias kendisine güvenerek, O’nun karşısına çıkarak meydan okudu.

Fakat düzenlenecek yarışmanın şartları çok ağırdı; kazanan kaybeden müzisyene istediği cezayı verebilecekti. Buna rağmen Marsias meydan okumaktan vazgeçmedi ve yarışma başladı.

Bir tarafta (mitolojik) tanrısal kudretin temsilcisi Apollon, diğer tarafta yeteneğine güvenen Marsias bulunmaktaydı.

Bir tarafta doğaüstü gücün verdiği dokunulmazlığın gururu, diğer tarafta kendisini ispat etme arzusu duyan serkeş bir doğa gezgini..

Marsias çalgısını üflemeye başladı ve büyüleyici melodiler yükseldi. Apollon ise lirinin tellerinden olağanüstü sesler çıkararak dinleyenleri mest etti.

İki yarışmacıda başlangıçta birbirine üstünlük sağlayamadı, hangisinin daha güzel bir ezgiyi sunduğu kısmında dinleyenler kararsız kaldı.

Bunun üzerine Apollon yarışmanın şartlarını değiştirecek bir hamle yaparak bir oyun kurdu.

Apollon, kimin daha iyi olduğunun ortaya çıkması için çalgıların ters çevrilerek çalınmasını istedi.

Apollon lirini ters tuttu ve böylede kolayca çalabiliyordu. Ancak Marsias’ın üflemeli çalgısıyla bunu yapması mümkün değildi.

Diger bir anlatım ise; müzik aletini kullanırken şarkı söyleyeceklerdi. Apollon eliyle liri kullandığı için ağzıyla şarkı söyleyebilirken; Marsias ağzıyla flütü üflerken şarkıyı söyleyemeyeceği için yarışmayı kaybetti.

Ve kavga işte tam da, oyunun kurallarının değiştiği bu an başladı.

İnsanlık tarihinin en ağır mücadeleleri her zaman kılıçla yapılmaz. Bazen bir söz, bazen bir duruş, bazen de karşısındakinden üstün olduğunu kanıtlama isteği, nice savaşlardan daha derin yaralar açabilirdi.

Ortada bir savaş yoktu, şovalyeler yoktu, kılıç yoktu ve kan yoktu. Yalnızca iki çalgı vardı. Ancak varoluşsal olarak bahşedilmiş güçle, kendini kanıtlamak isteyen yeteneğin kavgası vardı.

Ve Apollon’un oyunun kurallarını değiştirme hamlesi sonrası, Marsias müzik yarışmasını kaybetti.

Mitolojiki Tanrı Apollon’un verdiği ceza ise korkunçtur. Marsias gibi bir başkası yüz yıllar boyunca bir daha kendisiyle düelloya çıkmaya cesaret edemesin diye O’nu zeytinağaçlarına bağlayarak derisini yüzdürür.

(Zeytin ağacına asılmış Marsias’ın temsili resmi)

O’nun akıbetini gören, acısına ağlayanların gözyaşlarının birikerek bir nehre dönüştüğü anlatılır.

İşte o nehir, bugün Aydın’ın Çine ilçesindeki Çine Çayı’yla özdeşleştirilen Marias(Marsyas)’tır.

(Günümüzde Çine Çayı)

Efsaneler gerçeklikten uzak olsa da, betimlemelerden oluşsa da, binlerce yıldır akıp giden suyun ardında aslında insanlığın ilk günden beri yaşadığı meseleyi saklamaktadır:

– KAVGA!

Marsias’ın hikayesi sadece bir mitolojik müzik Tanrı’sına kafa tutmak değildir, müziği ve sanatı yarıştırmak değildir. Marsias’ın kavgası kendisini ispat edebilme kavgasıdır.

İnsanlar çoğu zaman başkalarının kendisi hakkında ne düşündüğüne gereğinden fazla önem verir, hakkında söylenen sözleri unutmaz. Aklında, zihninde ve kalbinde bu şeyleri biriktirerek taşır. Kendisine yapılan haksızlığı, değerinin bilinmemesini veya anlaşılamamayı bir hesaplaşma gibi görür ve kalbinin en kuytu yerine yerleştirir.

Bütün hayatını o hesabı kapatmaya, aslında sonu kötü bitecek olsa bile gerçekliğin ortaya çıkmasına adar.

İşte insanın kendi Marsias Hikayesi de burada doğar.

Kimi zaman bir ihanetle, kimi zaman uğradığı haksızlıkla, kimi zaman birilerinin başlangıçtaki yarışmadaki oyunun kurallarını değiştirmesine rağmen ‘kendini kanıtlamak‘ için karşı düello yapma cesareti bulur.

Kimi zaman mitolojikte olsa, bir sözde tanrıyla veya bir statükoya karşı harekete geçer. Evet çoğu zaman başlangıçta yalnızca hakkını aramak ister görünür, fakat sonra geriye yalnızca kavgası ve ona dair anılar kalır.

Marsias sadece yeteneğini ve kendini kanıtlamak ve kazanmak için bu kavgayı vermiştir.

Gücü adaletten değilde, oyunun kurallarını değiştirerek kazananların gerçek yüzünü bize göstermiştir. Aslında Marsias değil, oyunun kurallarını değiştirenler kendileriyle olan kavgalarını kaybetmişlerdir.

Apollon yarışmayı kazanmış olabilir; fakat geride bıraktığı acı, zaferinden daha uzun yaşamıştır.

İşte bu yüzden bugün hala Aydın’ın Çine ovasına binlerce yıldan beri akan Marsias(Marsyas) Çayı’nın adı yaşamıştır.

Tarih hep galiplerin zaferini, büyüklüğünü değil; bazen zamanında mağlup edilenlerin aslında gerçek galip olduklarını böyle duyurur.

Marsias’ın yenilgi gibi gözüken kavgası, O’nun kendisini var etme kavgasıydı..

Zaten hayatı birgün sona erecekti. Başlayan her şey gibi zaten hayatı sona erecekti. Asıl meselesi insanın kendisini tüketten şeylere karşı susmak yerine, hangi kavgayı verebileceğini bilmesiydi.

Bazı mağlubiyetler özgürleştirir, bazı galibiyetler kazananı sonsuza kadar kötü anılmakla esir alır.

Marsias Efsanesi diye bilinen Marsias’ın mitolojik Tanrı’yla kavgası; O’nun gidişine üzülenlerin gözyaşlarıyla doğan bir nehiri bizlere işte böyle anlatır.

Ve insanın; her kavgaya kazanmak için girmediğini, her kavgayı kazanmak zorunda olmadığını anlaması gerektiğini anlatır..   

Marsias’ın flütünden çıkan sesi çoktan susmuş ve suya karışmış olsa da, Apollon’un zaferi mitolojinin sayfalarına karışmış olsa da; geriye kalan hikâye, binlerce yıl sonra bile insana aynı soruyu sorduruyor:

–Her kavgadan haklı çıkamasakta, haksız olduğumuzu kim söylebilir?

Kimse söyleyemez..

Bazı kavgalar kazanılarak değil, tarihin akışına bırakılarak sona erer.

Marsias’ın kavgasından geriye sadece bir nehir kaldı.

Peki bizim cesaret edipte yüzleşemediğimiz kavgalarımızdan geriye ne kalacak?

Bunu zaman gösterecek..

Belki de gerçek zafer; son sözü söylemek için kavga etmek değil, artık söylenecek bir sözümüz kalmadığını huzurla kabul edebilmek, haklılığımızı düellorda göstermek yerine, akan bir nehire şarkılar söyleyerek bırakmaktan geçmektedir..