Felsefe okumalarına benim gibi yeni başlayanlar, ilk başta sorulardan çok cevaplara önem verirler. Ve öyle sorular vardır ki, cevaplarına hazır değilizdir. Peki bu soruların pek çoğunun cevaplarının binlerce yıldır arandığı gerçeği size de heyecan vermiyor mu?
İnsanlık tarihi boyunca, cevaplaması en zor sorulardan biri şudur: Neden kötülük vardır? Eğer evreni yaratan/tasarlayan iyi, adil ve kudretli bir güç varsa; neden acı, savaş, adaletsizlik, hastalık ve ölüm vardır? Bir şey iyi olduğu için mi Tanrı onu istedi, yoksa Tanrı istediği için mi o iyidir? Madem Tanrı/Yaratıcı/Allah iyiyse o zaman neden kötülük var?
Bugün bir çok kişinin basit sorular sorarak cevabını aradığı ‘kötülük problemi’ne ilişkin cevapları bulmaya çalışacağız.
Yukarıda sorduğumuz soru ve sorular yalnızca dini inanç sistemlerinin ve teolojinin değil, aynı zamanda felsefenin de cevap aradığı temel meselelerdir.
Kötülük problemi; kötünün/kötülüğün var olup olmadığı, nasıl oluştuğu kısmı ile ilgilidir. Özellikle mutlak iyi ve iyiliğin kaynağı olan Tanrı(Yaratıcı)’nın yarattığı dünyadaki ‘kötülük’ mantıksal çelişki olarak sunulmaya çalışılır. “Allah mutlak iyilik ise neden kötülük var, zulüm var”, derler.
Bu (sözde) çelişkiyi çözmeye çalışan ya da çelişki olmadığını açıklayan birçok filozof vardır.
Bir müslüman olarak Allah’ın evreni yani kâinatı/alemleri iyilik üzerine yaratığına inanırız. Peki, ya kötülük diye birşey yok desek? Ya da kötülük diye bir yaratılış yoksa? Kötülük diye birşey yaratılmamışsa? Gerçekten de bugüne kadar iyiliğin zıttı olarak bildiğimiz kötülük diye bir kavram o zaman niye var?
Bazı filozoflar kötülüğü şu şekilde açıklamışlardır: Kötülük, tıpkı ‘ışığın yokluğunun karanlığa neden olması’ gibidir. Gerçek Kötülük, ‘iyiliğin yokluğudur’, demişlerdir .
“Kötülük bir ‘şey’ değildir”, diyerek ‘eksiklik/yoksunluk’ olarak görmüşlerdir.
Tıpkı gözü görmeyen birinin, görme eksikliği olması gibi. Bir göz, göz olmayı sürdürür ama körlük onun bir eksikliğidir.
Ya da Matematik bilmemek insan olmamız bakımından kötülük değildir. Ancak bu tür bir bilgiye ihtiyaç olduğunda onu bilmemek bir kötülüktür.
Bu bakış açısına göre kötülük; varlığın değil, varlığın görevini yerine getirmekteki yoksunluğunun adıdır.
Örnek vermek gerekirse; Cahillik, bilginin yokluğu; Hastalık, sağlığın eksikliği; Zulüm ise; adaletin yoksunluğudur.
Felsefecilerin bu yaklaşımına göre, kötülüğe bir statü tanınmaz. Yani kötülük, başlı başına bir “varlık” değildir. Bu yüzden ‘Yaratıcı İrade’ kötülüğün kaynağı olamaz, çünkü kötülük ‘yokluk veya yoksunluk’tur.
Özellikle Platon, Aristoteles ve İbn-i Sinâ’nın ‘Kötülük Problemi’ konudaki görüşleri çok önemlidir.
-Platon, maddeyi istenmeyen hadiselerin kaynağı görür. Evreni ‘akıllı bir ruhun’ düzenlediğini savunan Platon, evrendeki nizam ve intizamın bunun sayesinde sağlandığını iddia eder. Dünyada meydana gelen bazı kötü olay ve olayları maddenin uyumsuzluğuna bağlamaktadır.
Platon’a göre kötülüğün temel nedeni ise bilgisizliktir. İnsanın kötülük yapması, hakikati bilmemesinden kaynaklanır. Herkes aslında iyiliği ister, ancak neyin gerçekten iyi olduğunu bilmediği zaman kötülüğü seçer.
Ayrıca Platon, ‘devlet’ anlayışında gerçek adaletin sağlanması için ruhun üç parçası olan akıl, arzu ve iradenin uyum içinde olması gerektiğini savunur. Bu uyum bozulduğunda, bireysel ve toplumsal kötülük baş gösterir. Platon için kötülüğe karşı çözüm; eğitim ve ruh terbiyesidir.
-Aristoteles ise, evrende her şeyin bir gaye ve amaç ile hareket ettiğini söyler. Ona göre kötülük, bu amaca ulaşamamanın sonucudur. Örneğin, bir tohumun ağaç olması gerekirken kuruması, onun potansiyelini gerçekleştirememesidir. Bu başarısızlık, doğrudan kötülük olarak görülmez; bir eksiklik, bir tamamlanmamışlıktır.
İnsandan örnek vermek gerekirse; insan sağlıklı olma gücüne sahip olduğu kadar hasta olma gücüne de sahiptir. Ancak hasta olan biri sağlıklı değildir. Yani sağlıktan mahrum olunduğunda hastalık ortaya çıkmıştır. Sağlıklı olmak iyiyken, hastalık hali kötüdür. Sağlıktan yoksun olma durumuna bugün bile ‘kötü durumda’, deriz.
İbn-i Sinâ’ya göre ise, evrendeki tüm varlıklar Tanrı’dan kaynaklanır/ortaya çıkar. Ve Tanrı, mutlak iyidir. Kötülük Tanrı’dan değil, daha alt mertebedeki varlıkların sınırlılıklarından doğar. Örneğin, bir kurtun yaşamak için koyunu yemesi, koyun için kötülük gibi görünse de, varlık düzeni içinde bu doğaldır ve sistemin bir parçasıdır.
İbn-i Sinâ bu durumu “gereklilik içinde hâyırdan başka bir şey çıkmaz” ilkesine dayandırır. Kötülük, hâyrın yanında zorunlu olarak ortaya çıkan ikinci bir sonuçtur. Yani kötülük yaratılışın genel düzeni içinde kaçınılmazdır ama amaç değildir.
Platon’a göre kötülüğün çözümü bilgi; Aristoteles’e göre erdem; İbn-i Sinâ’ya göre hikmet(bilgi/bilgelik)’tir. Özetle bu üç filozofun ortak bakış açısı; Kötülük, varlığın özünden(doğasından) kaynaklanmaz. Olgunlaşmamasından, tamamlanma eksikliğinden kaynaklanır.
Farklı bir pencereden bakmak gerekirse okuduğum bir kitapta şöyle bir söz yazıyordu: “Dünyanın kendisini meydana getiren tasarımdan daha az mükemmel olması mantıksal bir zorunluluktur. Mükemmel bir şeyden çıkan şeyin, kendisinin nedeni olan şey kadar mükemmel olması mümkün değildir. O halde mükemmel bir doğanın eseri olan şey, onun(doğa) kadar mükemmel olmayacaktır”.
Yani bu söz de gösteriyor ki, ‘kötülük kavramı’ bir nevi noksanlık ve eksiklikten, mertebeden hatta özgürlükten meydana geliyor olabilir.
Özgürlük nasıl kötülüğe neden olur demeyin.
İnsan, doğası/yaratım gereği özgür bir varlıktır. Özgürlük varsa, seçim de yapma hakkı vardır. Seçim varsa, yanlış olanı seçme ihtimali de her zaman vardır. Yanlış seçimlerde kötülüğe neden olabilir. Kötülük belkide insanın özgürlüğünün bedelidir. İnsani olarak kötülüğün ortaya çıkışı seçim gücünden kaynaklanır. Yani özgürlüğünden.
En önemli kısmı ise sona bıraktım. Allah, iyiliği emrederken ve ‘mutlak iyi’ iken neden depremler, seller, yanardağ patlamaları, yıldırım düşmesi sonucu yangınlar meydana gelir? Bu Tanrı eliyle kötülük değil midir?
Bu kısmı İbn-i Sinâ’nın metodu ile açıklamak daha doğru olacaktır.
Güneş, Dünyadaki her şeyi aydınlatmaz, öncelikle karşısında bulunan şeyi/nesneyi/objeyi aydınlatır. Mesela, Güneş ile bir meyve ağacı arasına bulutların girmesi ya da Güneş ışığının dağların gölgesi yüzünden meyve ağacına ulaşamaması kötülük değildir, yoksunluktur. Belkide o meyve ağacına Güneş ışığı değil, dağın oluşturduğu gölgenin doğal kliması fayda sağlamaktadır. Depremler çok büyük yıkımlara neden olur. Fakat depremler sayesinde dağlar ve ovalar hatta göller oluşur. Seller ve taşkınlar nedeniyle toprak çeşitliği artarak, kumlar, bitkiler ve çeşitlilik farklı alanlara taşınır.
Kısa vadede insanoğlu için bu gibi şeyler kötülük görülebilir. Fakat asıl kötülük; seçme özgürlüğü olan insanların fay hattına ve dere yataklarına evler yapması, doğru kaliteli malzeme ve planla inşaat yapmaması ve doğal dengeyi bozmasıdır. İbn-i Sinâ’nın dediği gibi “asıl kötülük aklı kullanmamaktır”.
Doğa olaylarının ortaya çıkardığı olumlu sonuçları çoğu kez bilmeyiz ve sadece suçlarız. Kurulan sistemi ve dengeyi görmek istemeyiz. Yaratıcıyı veya doğayı suçlamak kolaydır. O yüzden gerçeği anlamada ‘hikmet'(bilge/bilgelik) sahibi olmalıyız.
Sonuç olarak; karanlık nasıl ışığın yokluğuysa, kötülükte iyiliğin yokluğudur. Ve ortaya çıkardığımız kötülük, özgürlüğümüzün bedelidir. Hepimiz bu bedeli bir şekilde ödüyoruz. Bu nedenle yaratılışı akılla anlamalı ve yaşadığımız toplumda iyilerden olmalıyız.
Özgürlüğümüzü iyilik üzerine kuracak günlere kavuşmak ümidiyle..
YUSUF ZİYA YAYAN


