Bir eğitim öğretim yılının daha sonuna yaklaşırken öğrenciler için de ebeveynler için de yoğun bir dönem başlıyor. Son sınavlar, kapanacak notlar, eksik konular, yaklaşan karneler… Evlerin gündeminde artık yavaş yavaş aynı cümleler yer almaya başlıyor:
“Ortalama kaç olacak?”
“Takdir gelir mi?”
“Bu ders nasıl yükselecek?”
Oysa karne dönemine yaklaşırken konuşmamız gereken şey yalnızca notlar olmamalı. Çünkü bir öğrencinin bir yılı sadece sınav sonuçlarından ibaret değildir. Bir çocuk bazen bütün yıl boyunca yalnızca matematik ya da fen öğrenmez; stresle baş etmeyi, başarısızlık hissini yönetmeyi, vazgeçmeden devam etmeyi ve kendini tanımayı da öğrenir.
Bugün birçok öğrenci yalnızca akademik olarak değil, zihinsel ve duygusal olarak da yorulmuş durumda. Özellikle son haftalarda öğrencilerde dikkat dağınıklığı, isteksizlik, erteleme davranışı ve yoğun kaygı daha görünür hale geliyor. Bu durum çoğu zaman “çalışmıyor” ya da “sorumluluk almıyor” şeklinde yorumlanıyor. Oysa bazı öğrenciler gerçekten nasıl başlayacağını bilemediği için zorlanıyor. Bazıları ise aylar boyunca devam eden yoğun tempodan dolayı tükenmiş hissediyor.
Özellikle sınav gruplarında öğrenciler sürekli bir yetişme duygusuyla hareket ediyor. Eksik konular kapanmalı, denemeler çözülmeli, netler yükselmeli, zaman yetişmeli… Tüm bunların arasında öğrenciler bazen sadece nefes almaya ihtiyaç duyuyor. Fakat çoğu öğrenci bunu dile getiremiyor. Çünkü birçok çocuk yalnızca sınav kaygısı taşımıyor; aynı zamanda ailesini hayal kırıklığına uğratma korkusuyla da mücadele ediyor.
Tam da bu noktada ebeveynlerin yaklaşımı büyük önem taşıyor.
Çünkü çocuklar çoğu zaman notlardan önce ailelerinin vereceği tepkiyi düşünüyor. Karnenin eve nasıl geleceğinden çok, evde nasıl karşılanacağını önemseyen çok fazla öğrenci var. Bazı öğrenciler düşük nottan değil; eleştirilmekten, kıyaslanmaktan ve yetersiz görülmekten korkuyor.
Ne yazık ki iyi niyetle söylenen bazı cümleler öğrencinin yükünü hafifletmek yerine daha da ağırlaştırabiliyor.
“Bu notlarla işin zor.”
“Bak herkes ne kadar çalışıyor.”
“Sen aslında istesen yaparsın.”
“Bu kadar emek boşa mı gidecek?”
Bu cümleler çoğu zaman motivasyon oluşturmuyor. Tam tersine öğrencinin kendini yetersiz hissetmesine neden oluyor. Çünkü çocuk bir noktadan sonra çalışmayı gelişmek için değil, eleştirilmemek için yapmaya başlıyor. Bu da öğrenme sürecini sağlıklı olmaktan çıkarıyor.
Oysa çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey sürekli baskı görmek değil; anlaşılmak ve güven hissetmek. Çünkü her öğrencinin öğrenme şekli, dikkat süresi, kaygı düzeyi ve motivasyon biçimi birbirinden farklıdır. Bazı öğrenciler baskı altında tamamen kapanırken, bazıları destek gördüğünde potansiyelini daha rahat ortaya çıkarabiliyor.
Karne dönemlerinde ailelerin en sık yaptığı hatalardan biri çocukları yalnızca sonuç üzerinden değerlendirmek oluyor. Oysa bir öğrencinin bu yıl gösterdiği gelişim bazen karnede görünmez.
Belki bu yıl:
• Düzenli ders çalışma alışkanlığı kazandı,
• İlk kez kendi programını yapmayı denedi,
• Kaygısını biraz daha yönetebildi,
• Vazgeçmeden devam etmeyi öğrendi,
• Yardım istemenin önemli olduğunu fark etti.
Bunların hiçbiri not ortalamasında yazmaz. Ama hepsi çocuğun gelişiminin önemli bir parçasıdır.
Bu nedenle son sınavlar yaklaşırken öğrencilerin yalnızca eksiklerini değil, çabalarını da görmek gerekiyor. Çünkü bazı çocuklar dışarıdan “yetersiz” görünse de kendi içinde çok büyük bir mücadele veriyor olabilir.
Öğrenciler açısından bakıldığında ise bu dönemde yapılan en büyük hata, tüm yılı birkaç haftada telafi etmeye çalışmak oluyor. Özellikle son sınavlar yaklaşırken birçok öğrenci eksiklerini yetiştirme paniğiyle plansız çalışmaya başlıyor. Gece geç saatlere kadar ders çalışmak, sürekli masa başında kalmaya çalışmak ve dinlenmeden ilerlemek bir süre sonra zihinsel verimi düşürüyor.
Oysa son haftalarda önemli olan saatlerce çalışmak değil, doğru çalışabilmek.
Bu süreçte öğrencilere küçük ama etkili hatırlatmalar yapmak gerekiyor:
• Her eksik aynı anda kapanmak zorunda değil.
• Kötü geçen bir sınav tüm yılı belirlemez.
• Sürekli başkalarıyla kıyaslanmak motivasyonu düşürür.
• Dinlenmek zaman kaybı değil, zihinsel ihtiyaçtır.
• Düzenli uyku ve kısa molalar odaklanmayı artırır.
• Önemli olan kusursuz olmak değil, sürdürülebilir şekilde devam edebilmektir.
Çünkü öğrencinin zihni yorulduğunda bilgi kapasitesi de düşmeye başlar. Kaygı arttıkça dikkat azalır, dikkat azaldıkça hata artar. Bu nedenle özellikle son haftalarda öğrencilerin biraz daha sakin bir çalışma düzenine ihtiyacı vardır.
Belki de karne dönemine yaklaşırken ailelerin kendilerine şu soruyu sorması gerekiyor:
“Çocuğum bu yıl sadece akademik olarak mı büyüdü, yoksa duygusal olarak da güçlenebildi mi?”
Çünkü eğitim yalnızca yüksek notlardan ibaret değildir. Eğitim aynı zamanda sorumluluk almayı, plan yapmayı, stresle baş etmeyi, hata yaptığında yeniden başlayabilmeyi ve kendini tanımayı öğrenme sürecidir.
Bazen bir öğrencinin en büyük başarısı takdir almak değil; tüm yorgunluğa rağmen vazgeçmeden devam edebilmektir.
Bu yüzden karne dönemlerinde çocuklara yalnızca eksiklerini hatırlatmak yerine onların duygularını da görmeye ihtiyaç var. Çünkü çocuklar en çok, zorlandıkları zamanlarda yanlarında duran yetişkinleri hatırlar.
Belki bu yıl her hedef gerçekleşmedi.
Belki bazı dersler istenildiği gibi ilerlemedi.
Belki beklenen sonuç tam olarak alınamadı.
Ama hiçbir karne bir çocuğun değerini belirlemez.
Çocukların ihtiyacı olan şey yalnızca başarılı olduklarında alkışlanmak değil; zorlandıklarında da anlaşılabilmektir. Çünkü bazen bir öğrencinin tüm motivasyonunu değiştiren şey uzun nasihatler değil, yalnızca şu cümledir:
“Ben senin çabanı görüyorum ve sana güveniyorum.”

