Öyle şey olur mu demeyin, ‘İncir Ağacı’ da çiçek açar. Baharda başlar açmaya ve yaz bitene kadar meyvesini verir. Fakat farklıdır incir ağacı. O güzelliğini de zaafını da göstermez, içinde saklar. Diğer meyve ağaçlarından farklıdır onun çiçeği. Çünkü onun çiçeği meyvesinin içinde gizlidir. İncirin en büyük zaafı ise kendi meyvesidir
Hep çiçeği açan, baharı bize yaşatan görünürdeki şeylerin güzelliğine alışmış gözlerimiz. Ama biliriz ki, gerçek güzellik çoğu zaman gizlenmek ister. Güzelliğini saklamaya çalışsa da zaafından da korkmaz. İncir ağacı da içindeki mükemmelliği zaaf gibi saklar, erişilmek, dokunulmak istemez. Hassastır, incedir ve belkide en ufak şeyde kırılacak dallarına basılmasın diye çiçek açmaz. Çiçeğini göstermez. Zaafını gösterişsiz fakat bir o kadar da gururla taşır, olgunlaşmadan dökülmez.
İnsan ise zaafını saklar ve dışarıya kendisinde bulunan sadece iyi özelliklerini sunmak ister. Hep doğru yönlerini gösterir. Mevsizsiz açan bir çiçek gibi yaşar. Zaaflarını da içinde saklar ve tabiki de yüzleşmek istemez.
Yüzleşmek istemez çünkü insan kalbinin en kırılgan, en mahrem köşesinin adıdır zaaf. Bazen bir bakışta, bazen yaptığın bir sosyal medya paylaşımında, bazen bir gülüşte, bir suskunlukta saklanıp, bir kelimenin gölgesinde kendini gizlemek ister. Her zaafı olan bilir ki, gizlemesi de birşeyi değiştirmez, bir an gelir ve ortaya dökülür herşey. Bu istisnasız bir kaidedir. Bir zamanlar Menderes Nehri’nin setleri kırıp taştığı gibi insanda zaafıyla taşar hayata. Saklanan herşeyin ortaya çıktığı gibi, zaafında gün gelir ele verir seni. Zararlı olduğunu bilsende birşey değişmez, öyle kolayca söküp atılmaz.
Mesela günün birinde birine rastlamış, o anda kalmış ve kurtulamamışsındır. Saatler, günler, haftalar geçer ama o aklında kalır. Ve bir zaman sonra bakmışsın anlık birşey zaaf olarak gelip içine yerleşmiştir. Zaaflar insanın içine öyle bir yerleşir ki, yüzyıllardır içindeymiş gibi yerini yadırgamaz. İlk başta saklamak istersin, göstermek istemezsin, görülmesin istersin. Ama ne çare! Tıpkı perdesini çektiğin pencereden süzülen güneş ışınlarının uçuşan tozları görünür kılması gibi, zaafta içinde sakladıklarını bir gün ortaya döker.
Çünkü zaafın o kadar çok büyüyüp seni esir almıştır ki, artık içinin aynası olmuştur. Artık karanlık yönün ortaya çıkmıştır. Öyle bir döker ki içindekini, toplamak imkansızdır.
Kimi zaman sevginde ve öfkende, kimi zaman bir anıda yüzünü gösterir. Kontrol etmek istersin fakat kontrolü zordur. Çünkü zaaf önce dışını, sonra içini kanatır. Dikenli bir güle dokunmaya çalıştıkça elinin kanaması gibi.
Kim ne derse desin herşeyde olduğu gibi vicdanın rahat sanıp inkar edersin. İnkar etmek en kolayıdır. Zaafını inkar ederek güçlü olduğunu sanırsın. Ne kadar inkar edersen et, ne kadar derin kuyulara atarsan at, bu tohumu ne kadar derine gömersen göm, o an geldiği zaman zaafın mutlaka filizlenecektir.
Terkeden bir sevgili, bir eşyaya olan özlem, bir makama olan istek, bir annenin hasta çocuğuna duyduğu sevgi, babasız büyüyen bir gencin içindeki fırtınaya cevap verememesi, söylenmeyen itiraflar, alınamayan intikamlar hepsi ama hepsi birer zaaftır.
Zaaflarımız eksik kalan yanımız, arzumuz veya güçsüzlüğümüz ise bu zaaflardan kurtulabilmek için incir ağacının çiçek açmasını mı bekleyeceğiz? Ya da soruyu şöyle soralım: İlle de zaaftan kaçmak veya kurulmak mı gerekir? Tabiki de hayır. Öğrenmemiz gereken büyük bir gerçek var. O gerçekte yüzleşmektir. Hatta bizi güçlü kılan en önemli şey zaaflarımızla yüzleşebilme cesaretimizdir.
Zaaf bir düşüş gibi görünür çoğu zaman. Fakat insan en çok düştüğünde tanır kendini. Yaralarımızı saklamak yerine onlara bakmayı, sorgulamayı ve kabullenmeyi öğrendiğimizde, zaaf artık bir utanç değildir.
Zaaf bizi insan kılar. Aklın paralize olup işlevselliğini yitirmesi olduğu kadar, bir o kadar da kalbin alfabesidir. Duygusal bir dildir. Kabullenmek gerekir. Cesaret gerekir. Yüzleşmek gerekir. Yüzleşip, güçlenmek gerekir. Zaafsız insan yoktur, zaafını bilmeyen, bilmek istemeyen, yüzleşme cesareti gösteremeyen insan vardır.
Gerçek cesaret dallarına yaklaşılamayan, yaprakları koparılamayan, meyvesi olgunlaşmadan koparılamayan bir meyve olabilmektir.
Tüm dünya karşına geçip, ihtirasların veya yaralarınla dalga geçip, “senin çiçeğin açmaz” dediklerinde, kimsenin kınamasından, yargılamasından korkmadan zaaflarınla yüzleştiğini göstermek gerekir.
Bilmektir. İncir ağacının da çiçek açtığını bilmektir.Zaaflarınla değerli olduğunu anlayabilmektir. Ve herşeyden önemlisi kendin olabilmektir.
Yusuf Ziya Yayan

