Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
ResimLink - Resim Yükle

Değişimin Cezası

İnsan yalnız kendi zamanında yaşamaz. Doğduğu gün başlayan bir hikayenin

İnsan yalnız kendi zamanında yaşamaz.

Doğduğu gün başlayan bir hikayenin kahramanı olduğunu sanır; oysa çoğu zaman kendisinden çok önce yazılmış bir cümlenin ortasına düşmüştür. Önünde hazır yollar, verilmiş hükümler, kurulmuş düzenler, kazanılmış haklar ve ödenmemiş hesaplar vardır.

Bu yüzden geçmiş, sanıldığı kadar geçmiş gitmiş bir şey değildir.

Biraz düşünürsek, geçmişteki insanlar bugünün insanına, yani bizlere borçludur. Ve biz de doğal olarak, o insanlardan alacaklıyız.

Hiçbir kuşak dünyayı kendisinden sonrakilere tertemiz teslim etmez.

Birileri savaş çıkarır, bedelini hiç tanımadığı çocuklar öder. Birileri susar, o sessizliğin cesaretlendirdiği kötülük yıllar sonra başka insanların kapısını çalar. Birileri adaleti erteler; ertelenen adalet, sonraki kuşakların önüne büyümüş bir hesap olarak gelir.

Yani geçmişte kurulan düzen bir miras gibi gözükse de çoğunlukla bizlere borç doğurur.

İşte bu yüzden bizim unutmamamız gereken şey, geçmişten alacaklı olduğumuzdur.

Bunun tersi durumlar da vardır.

Birileri bir zamanlar korkmasına rağmen konuşmuştur; bugün bizim konuşabilmemiz için bedel ödemişlerdir.

Birileri hapse girmiştir; bugün bizim özgür kalabilmemiz içindir.

Birileri binlerce kilometre ötede savaşmıştır; bugün bize sahip olduğumuz Aziz Vatan’ın topraklarını bırakmışlardır.

Birileri bir ağacın gölgesinde oturamayacağını bile bile o ağacı dikmiştir; bugün bizlere güzel bir miras kalmıştır.

Demek ki; geçmiş yalnızca borç bırakmaz. Miras da bırakır.

İşte anlatmak istediğimi mesele; geçmişten alacaklı olduğumuz kadar, bizde bizden sonra ki nesillere ne bırakacağımızı düşünmemizdir.

Bu yüzden bizlerde, değişimi sağlayacak şeyleri yapmaktan kaçmayıp, varsa cezasını çekip, gerekirse bedelini ödemek zorundayız.

Her ceza kötü değildir. Ama her değişim bir cezadır. Bu cezanın kötü yönü bize kalırsa belki geleceğe kalmayacaktır. Veya bu değişime direnenler, cezayla ıslah olacaktır.

Bizlere cezayı çoğu zaman intikam veya bir karşılık verme biçimi olarak öğrettiler. Oysa ceza; sadece “yaptırım” demek değildir.

Ceza; daha fazla zarar vermeyi önlemek ve caydırmanın da adıdır.

Ceza, geçmişte yapılmış kötülüğü geri alamaz. Gideni getirmez, öleni diriltmez, kırılan güveni tekrar sağlamaz. Ağızdan çıkan sözü yok saymaz..

Ceza sadece yaşanan kötülüğün yeniden yapılmasını zorlaştırabilir. Geleceğin sınırlarını yeniden çizebilir. Hatta değişimci görünen ama değişmeyen sahtekarları bile bir şekilde caydırabilir.

Evet, her değişim bir cezadır. Bu cezaya talip olan insanın önce kendinden başlar değişim. Sonra ailesine ve cemiyetine ulaşır, oradan şehre, ülkeye ve dünyaya yansır.

Biliniz ki; geçmişle aramızdaki ilişkiyi yanlış kuruyoruz. Bu yüzden geçmişten alacaklı ve yarına borçlu olduğumuzu unutuyoruz. Bu yüzden belki de, değişim yerine keyfiyeti, nemelazımcılığı seçiyoruz.

Geçmişi sürekli hatırlanması gereken kutsal bir emanet sanıyoruz. Güzel kalan mirasları sahiplendiğimiz kadar, bırakacaklarımızı umursamıyoruz. Halbuki geçmiş sadece korunması gereken bir hatıra değil, aşılması gereken bir yasadır.

İnsan geçmişinden ders almalıdır; fakat onun mahkumu olmamalıdır. Mahkum olacaksa; değişimi getirmenin sonucunun mahkumu olmalı.

Dünün hatasını sonsuza kadar sırtında taşımak erdem ve ahlaklı davranış değildir. Sahip olduğu an’a, birilerinin hükümleriyle kurulmuş cezalara karşı koyma cesaretini gösteren kişi, erdemli ve ahlaklıdır.

Bir yanlışın bedelini ödemek başka şeydir, o yanlışı kimliğe dönüştürmek başka. Nasıl ki, cezanın amacı sonsuza kadar acı çektirmek değilse, insanın kendisine verdiği cezanın da bir gün bitmesi ve değişimi sahiplenmesi gerekir.

Bir gün bizim de, bugünümüz geçmiş olacak..

Bugün verdiğimiz kararlar, sustuğumuz meseleler, savunduğumuz doğrular, görmezden geldiğimiz yanlışlar; henüz doğmamış insanların hayatına dokunacak.

Belki onlar bizi tanımayacak. Adlarımızı bilmeyecekler. Neyi değiştirmek istediğimiz bile anlaşılmayacak. Fakat ne fark eder? Hatırlanmayacağız diye, değişimden mi vazgeçeceğiz?

Sonuçta yaptığımız veya yapmadığımız; aldığımız veya alamadığımız kararlarımızın sonuçlarının içinde yaşayacak olanlar var..

Tıpkı bizim, hiç tanımadığımız insanların kararlarının sonuçları içinde yaşadığımız gibi..

İşte bu nedenle, sadece şu an yaşayanlara karşı sorumlu gibi yaşamak, kolaya kaçmaktır.

Sonucunu göremeyeceğin bir gelecek için doğru olanı yapabilmek ve değişimi bu yüzden istemek belki de en güzel hikayedir.

Bazılarımız borç bırakacak. Bazılarımız alacak. Ama sonunda zaman, herkesin defterini bir muhasebeci edasıyla kapatacak.

Unutmayalım ki; hüküm, gelecek için değil geçmiş için verilir, ceza ise, geçmiş için değil gelecek için uygulanır.

Değişimi istemek taraf olmaktır. Düne, bugüne ve yarına şahit olmaktır. Borcun, alacağın ve mirasın hakkını vermektir.

Ve son olarak şu soruyu sormalıyız kendimize:

Bizden sonrakilere bir miras mı bırakacağız, yoksa kaçtığımız şeyler için onları mı cezalandıracağız?

Belki de bu soru, her şeyi özetliyor..