Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Amerika’yı zengin ediyormuşuz

Dün malûm bir kafede otururken, bir vatandaşın sesi duyuldu. İlk

Dün malûm bir kafede otururken, bir vatandaşın sesi duyuldu. İlk başta birine selam verdiğini sandık, kelimeleri de çok anlaşılamadı. Oysa ki kaldırımda yürüyüşüne devam eden kişi yüksek sesle “Amerika’yı zengin ettiniz, Amerika’ya …. sattınız” tarzında cümleler kurarak uzaklaşmaya başladı. Kafede oturan gruptan bazıları “Kim neyi sattı, kim zengin etti” diyerek ayağa kalktı. Fakat vatandaşın yanında eşinin olması ve eşinin de bu duruma tepki verdiğini görünce tekrardan yerlerine oturdular.

Bu tepkiyi veren vatandaşın sırtında Türkiye standartlarında çoğu kişinin alamayacağı bir spor çanta, marka bir ayakkabı ve montu bulunuyordu. Belki de gördüğümüzün dışında bu arkadaşımızın cebinde Amerikan bir telefon, kapısının önünde Avrupai marka bir araba, kolunda İsviçre bir saatte vardı. Sözüyle tarzı uyuşmayan birisinin tepkisini tabiki de önemsedim. Ve aklıma bir söz geldi.

Kierkegaard ne güzel demiş. “Aldatılmanın iki yolu vardır. Biri doğru olmayana inanmaktır; diğeri doğru olana inanmayı reddetmektir”.

Dünya ekonomik sisteminin nasıl işlediğini, cebinizdeki paranın ve katma değer ürettiğiniz herşeyin ‘dış güçler’ denilen sistemin bir parçası olduğunu bu arkadaşa anlatmak isterdim. Çünkü mesele kahve çekirdeğinden çıkmıştı bir kere. Belkide büyük resmi göremeyen bizler açısından küçük bir resimden örnekler vermek daha açıklayıcı olacaktır.

Devletin yatırımını yaptığı ve defalarca karşılığını aldığı 100 kilometrelik Aydın-İzmir otoyolu 58 lirayken, 100 kilometrelik Aydın-Denizli yolunun 400 küsur lira olması, araç geçse de geçmese de hazineden parasını alması, bu yolların geçiş ücretlerinin dolara-euroya endekslenmesini bir kenara bırakıyorum.

Ya da kenara bırakmayalım. Aydın-İzmir otoyolunun ücretini 58 liradan 150 liraya çıkarsak 2 yılda Aydın-Denizli otoyol maliyeti karşılanabilecekken, on yıllar süren anlaşmaları neden dolar/euro üzerinden imzalarız? Bu otoyolunu işleten şirketlerin sahipleri gibi pek çok varlıklı insanımız neden Türkiye’deki kazançlarıyla Londra, Paris, New York’ta gayrimenkul yatırımları yaparlar, dairelerine daireler katarlar? Oysa ki vatansever yatırımcı olarak biliyoruz bu arkadaşları.

Dış güçler illa parayla zenginleşmezler. Hukukla, siyasetle, dünyaya sundukları yaşam tarzı, moda ve trendle de zenginleşir. Neden devletimiz yaptığı sözleşmelerde kendi mahkemelerini değilde İngiliz Mahkemelerini yetkili kılar? Yoksa Türk Mahkemeleri de mi Amerika’yı zengin ediyor?

Mesela Antalya’daki vatansever iş adamımızın dolar üzerinden ihracat yapmasını alkışlarken, amborgoyu delerek İsrail helikopter ve silah sanayisi için sattığı camları görmeyiz. Azerbaycan petrol ve gazının ülkemiz üzerinden geçme bedelini dolar üzerinden kasamıza koyarken, insanları katleden uçakların bunlarla havalandığını bilmek istemeyiz. Türki Cumhuriyetlerimizin, soydaşlarımızın Avrupa’yla akçeli işlerinin düzene girmesi için Kıbrıs’ın güneyindeki devletçiğe konsolosluk açıp Türk Dış Politikasını boşluğa düşürmelerini, Euro birliğinin Türk Birliğinden daha güzel bir kazanç sağladığını da duymak istemeyiz. Onlar batıyı zenginleştirmiyorlardır.

Siyah ve Sarı kula* markalarının Türkçe adlarla açtığı su, süt vs.. fabrikalarının açılış törenlerine devletimizin en yüksek temsilcileri eşliğinde katılım sağlanıp, canlı yayınlarla yayınlanmasını da görmek istemeyiz.

Zeytin’in, İncir’in çekirdeğinden yaprağına, toprağından ilacına, köyden sofraya varan ulaşımına kadar herşeyi Amerikan lirasıyla(ironi) yaparken, evet Amerika’yı biz kahve içerek zengin ediyoruz.

Bu arkadaşa göre; Avrupa’nın en büyük tarım ülkesi olup dövizin 5 liradan 35 liraya çıkmasıyla et, süt ve hatta mevye bile yiyemeyen, kahvaltı olarak suyun içine şeker ekleyip evladını okula gönderen annelerin çocuklarının zeka gelişimi gerilediği için 20 yıl sonra ülkemizin yüz milyarlarca dolar kazancı kaybedecek olması Amerika’yı zengin etmiyordur.

Ülkemizde iğneden ipliğe hatta aldığımız nefesin bile değeri dolarla belirlenirken, Amerika’yı, İngiltere’yi, İsrail’i yukarıda dediğimiz şeyler zengin etmiyordur. Türkiye’de günde 40-50 bin adet içilen kahvenin zengin ettiği kadar.

Kierkegaard’ın dediği gibi, doğru olmayana inanmak bizim üstümüze, doğru olanı inanmayı reddetmekte bu gibi arkadaşların üzerine kalsın..

Sonuç olarak, öyle ya da böyle bir şekilde aldatıyoruz ve zengin ediyoruz. Kimi kahve çekirdeği kadar, kimi boyunu aşan sözler kadar. Kendimizi ve ülkemizi..

Yusuf Ziya Yayan