Kuşadası Belediyesi soruşturmasının en tartışmalı iddialarından biri haline gelen Ferdi Zenginoğlu’nun Ömer Günel’e gönderdiği iddia edilen cezaevi mektubunu İhbar Aydın Araştırma Masası mercek altına aldı. Üstü çizilen kısım, mektubun silenerek karartılan bölümleri ve şifre olabileceği değerlendirilen o mesaj hepsi bu haberimizde..
Ömer Günel’in “yaklaşık 40 milyon TL talep edildiği” ve “şantaj ve tehdit” olarak nitelendirdiği mektubun kamuoyuna açıklanan bölümünde 40 milyon TL rakamına rastlanmazken, bazı tetikçi gazeteciler tarafından “Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeğeni F.K. ile Aydın’dan şirket avukatı B.T.İ.’nin cezaevine gönderildiği, 20 milyon lira para teklif edildiği de” mektupta görülmüyor.
Ayrıca, mektupta baştan sona tehditten çok maddi destek isteyen birinin ifadeleri dikkat çekiyor. Ve dikkatlerden kaçan mektuptaki “Bülbül’ü tanımadılar, ben oradan davayı çaktım” cümlesi ile üzeri çizilen ve kamuoyundan tamamen gizlenen SİLİNEN bölümler çok daha büyük bir soruyu gündeme getirdi: Mektubun görünen anlamının altında başka bir mesaj mı var?
“40 MİLYON, 20 MİLYON VE AVUKAT B.T.İ.” NEREDE?
Ömer Günel, 12 Ağustos’taki açıklamasında; “Ferdi Zenginoğlu’nun mektupta kendi hesaplamasına göre yaklaşık 40 milyon TL seviyesinde para talep ettiğini” ileri sürdü. Ancak daha sonra kamuoyuyla paylaşılan mektubun görünen bölümünde “40 milyon TL” şeklinde bir rakam ya da açık bir talep bulunmuyor. Günel’in paylaştığı görüntünün mektubun tamamını içermediği için, böyle bir ifadenin paylaşılmayan bölümde bulunup bulunmadığı da bilinmiyor.
Aydın’nı tetikçi ve gazeteci görünümlü kişileri tarafından eklenen “Kılıçdaroğlunun yeğeni F.K. ile şirket avukatı B.T.İ. cezaevine gönderilerek 20 milyon para, tahliye..” ibareleri de mektupta yer almazken, Zenginoğlu’nun yazdığı iddia edilen mektuptaki en açık maddi talep ise şu sözlerle ifade ediliyor:
“Maddiyatta mı bir destek olabilir misin, ne zaman olursun, ne kadar olursun, bu sorunun cevabını çok merak ediyorum.”
İŞTE TETİKÇİ GAZETECİLERİN YAZDIĞI O KISIM:

Mektup Günel tarafından paylaşılmadan günler önce tek bir merkezden kamuoyuna yanıltıcı ve belgesiz şekilde gazeteci kisvesi altında faaliyet yürüten yapılar tarafından servis edilen bu gibi ifadelerin, tamamıyla algı operasyonunun bir parçası olduğu, yayınlanan mektupla da bağdaşmadığı görülüyor.
Ve yayınlanan mektup içeriği tek başına okunduğunda belirli bir miktara bağlanmış açık bir para tehdidinden ziyade maddi yardım talebi görüntüsü veriyor. Dolayısıyla gerek propaganda ekibinin “20 milyon” gerekse de Günel’in “40 milyon TL” açıklamasının mektup sunulmasına rağmen altının doldurulmadığı görülüyor.
ŞANTAJ DENİLDİ, AMA PAYLAŞILAN BÖLÜMDE TEHDİT, ŞANTAJ NEREDE?
Günel cephesi mektubu “tehdit ve şantaj” iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na taşıdı. Ancak kamuoyuna açıklanan bölümde doğrudan tehdit niteliğinde olduğu açıkça görülebilen bir ifade bulunmaması tartışmayı daha da büyüttü. Önceki İhbar Aydın haberinde de mektuptaki “Destek olabilir misin, ne zaman olursun, ne kadar olursun?” ifadesinin şantaj iddiasıyla nasıl bağdaştırıldığı sorgulanmıştı.
Üstelik Zenginoğlu mektubun sonunda Günel’e “Seni Allah’a emanet ediyorum” diyerek sesleniyor ve cevabını beklediğini belirtiliyor.
Bu nedenle belgenin yalnızca kamuoyuna gösterilen kısmından hareketle “şantaj mektubu” olduğu sonucuna kesin biçimde ulaşmak mümkün görünmüyor. Bunun hukuki nitelendirmesini savcılık ve yargı yapacakken, İhbar Aydın’ın incelemesinde çok daha dikkat çekici başka ayrıntılar ortaya çıktı.
İHBAR AYDIN ARAŞTIRMA MASASI İNCELEDİ: ASIL GİZLİ SIR “BÜLBÜL” CÜMLESİNDE Mİ?
Mektubun orta bölümünde yer alan bir cümle özellikle dikkat çekiyor. Zenginoğlu’nun yazdığı iddia edilen mektupta; “Bülbül’ü tanımadılar ben ordan davayı çaktım”, ifadesi görülüyor.
İŞTE O BÖLÜM:

İlk bakışta sıradan bir anlatım gibi görünen bu cümle, mektubun bağlamıyla birlikte değerlendirildiğinde soru işaretleri yaratıyor.
Zenginoğlu’nun yazdığı iddia edilen mektupta avukatlardan söz ediyor; “Aydın’dan tanımadığım avukat geldi” ve “genel merkezden geldik dediler” şeklinde ifadeler kullanıyor. Ardından “Bülbül’ü tanımadılar” diyor.
Bu ifadenin sadece Yeni Parti Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül sorusu olamayacağı, bunun kripto bir mesaj olma ihtimalinin de bulunabileceği üzerinde duruluyor. Konuyla bağımsız bir şekilde düşünüldüğünde; “Bülbül” bir isim mi, yoksa karşı tarafın kimliğini, güvenirliğini doğrulamaya yarayan bir parola mıydı?
“BÜLBÜL’Ü TANIMADILAR, BEN ORADAN DAVAYI ÇAKTIM”
İhbar Aydın’ın mektup ve örtülü haberleşme konusunda görüş aldığı kaynakların değerlendirmesine göre, şifreli haberleşmede bazen tarafların önceden bildiği bir kişi, olay veya kelime “doğrulama anahtarı” olarak kullanılabiliyor.
Bu açıdan bakıldığında Zenginoğlu’nun kullandığı, “Bülbül’ü tanımadılar, ben oradan davayı çaktım” ifadesinin, “Gelenlerin bizim taraftan olmadığını anladım, daha önce oluşturduğumuz şifremizi bilmiyorlardı” anlamında örtülü bir mesaj taşıyıp taşımadığı araştırılması gereken bir ihtimal olarak karşımıza çıkıyor.
Mektuptaki “Bana eskisinden daha çok güvenebilirsin, ben etrafındaki insanların en sadığı en şereflisiyim” ifadelerin tamamı birlikte değerlendirildiğinde Zenginoğlu’nun Günel’e şantaj ve tehdit yerine “Bülbül” şifresini kullanarak “Konuşmadım, taraf değiştirmedim, yanınızdayım” mesajı mı vermek istediği sorusu ortaya çıkıyor.
ÜSTÜ ÇİZİLEN CÜMLEDEKİ DETAY DİKKAT ÇEKTİ!
Mektuptaki bir başka çarpıcı ayrıntı ise Zenginoğlu’nun bazı kelimeleri yazdıktan sonra üzerlerini çizmesi.
Üzeri sanki hata yapılmış gibi çizilen, ancak çizilse de okunaklı kalması amaçlandığı düşünülen kısımda “Başkanın ‘suç işlediğine ve’ işlemediğine kefilim dedim” şeklinde yazıldığı görülüyor.
İŞTE O ÜSTÜ ÇİZİLEN KISIM:

Ancak “suç işlediğine ve” bölümü çizilerek geriye “Başkanın suç işlemediğine kefilim dedim” anlamı bırakılıyor.
Bu düzeltme bir yazım hatasından ibaret olabilecekken, aslında Zenginoğlu’nun sadık davrandığını, pek çok şeyi bildiğini de ima ettiği sonucu da çıkabiliyor.
Zenginoğlu yazdığı iddia edilen mektupta, üzerini çizmesine rağmen okunabilir bıraktığı kelimelerle Günel’e “Gerçeği biliyorum ama konuşmadım” mesajı mı vermek istedi?
Bugün yazıldığı ve gönderildiği iddia edilen bir cezaevi mektubunda aynı soruşturmanın şüphelileri arasındaki usul ve yasalara aykırı iletişim tartışılırken, kelimelerin üzerinin çizilmesine farklı bir anlam yüklenip yüklenemeyeceği de araştırılması gereken başlıklardan biri olarak savcılığın önünde duruyor.
YAYINLANAN MEMKTUPTA SANSÜR NEDEN UYGULANDI? NEDEN ÜZERİNDE OYNAMA YAPILDI?
Mektubun kamuoyuna sunuluş biçimi de en az içeriği kadar tartışmalı. Gerek alt ve üst kısmının kesilmiş olmasının yanında, paylaşılan görüntüde çok sayıda bölüm beyaz alanlarla kapatılmış durumda. Bazı satırlar tamamen gizlenirken, mektubun ikinci sayfasının da tamamı yerine belirli bir bölümünün kamuoyuna yansıtıldığı görülüyor.
İŞTE MEKTUPTA SANSÜR UYGULANAN O KISIMLAR:

Burada cevap bekleyen sorular ise;
-Mektup bir şantaj belgesiyse neden tamamı yayımlanmadı?
-Silinen yerlerde Günel’e yakın ismi geçen başka isimler mi var?
Hangi gerekçeyle mektup üzerinde sansür uygulandığı bilinmezken, kapatılan bölümlerde hangi isimlerin, olayların veya ifadelerin bulunduğu şu an için bilinmiyor.
ADI GİZLENEN AVUKATLARIN DİLEKÇESİNDEKİ KRİTİK CÜMLE: “MEKTUP FİİLEN MÜVEKKİLİMİZDEDİR”
Tartışmayı büyüten bir başka nokta ise Günel’in avukatlarının savcılığa sunduğu belirtilen dilekçedeki ifade. Kamuoyuyla paylaşılan dilekçede mektubun “fiilen müvekkilimizde bulunduğu” belirtiliyor. Bu ifade beraberinde yeni sorular getiriyor.
Mektubun aslı gerçekten cezaevindeki Günel’deyse kamuoyuna yayılan fotoğraf hangi aşamada ve kim tarafından çekildi?
İŞTE SUÇ DUYURUSU DİLEKÇESİNDE AVUKATLARIN O İFADESİ!

Cezaevine avukatlar dahil cep telefonu sokulması yasakken, bu paylaşılan mektup nasıl fotoğraflaştırıldı? Yasaya ve usule aykırı şekilde Günel’e ulaştırılan bu mektup daha sonra avukatlarına teslim edildiyse bu teslim hangi usulle gerçekleşti? Mektup avukatlardaysa, neden “müvekkilimizin elinde” açıklaması yapıldı? Belgenin aslı halen Günel’de mi, avukatlarında mı, yoksa savcılığa mı teslim edildi?
Ayrıca kamuoyuyla paylaşılan suç duyurusu dilekçesinde avukat isimlerinin de gizlenmesi dikkat çekiyor. Belgenin kimden kime, hangi tarihte ve hangi yolla geçtiğinin açıklığa kavuşturulması, cezaevinde gizli bir haberleşme mekanizması mı kurulduğu, mektubu bizzat Ferdi Zenginoğlu el yazısıyla mı kaleme aldığı da delil niteliği bakımından önem taşıyor.
AYNI DOSYANIN ŞÜPHELİLERİ NASIL HABERLEŞTİ?
Önceki İhbar Aydın Özel Haberlerinde aynı soruşturmanın şüphelileri arasındaki bu iletişimin nasıl gerçekleştiği gündeme getirilmiş ve sorgulanmıştı.
Mektubun yayınlanan kısımlarında “tehdit ve şantaja” yönelik iddia edilen ifadeler görülmezken, yalnızca “şantaj var mı yok mu?” açısından değil, aynı soruşturmadaki şüphelilerin birbirlerine nasıl mesaj ilettiklerinin de değerlendirilmesi gerekiyor.
GÜNEL BU YÜZDEN Mİ TEKİRDAĞ’A GÖNDERİLDİ?
Ömer Günel’in 3 Temmuz’da Silivri’den Tekirdağ Ceza İnfaz Kurumu’na nakledildiği açıklanmıştı. Ömer Günel’in Eşi Duygu Günel de naklin gerekçesini bilmediklerini kamuoyuyla paylaşmıştı.
Ortaya çıkan mektup nakil kararını da yeniden tartışmaya açıyor. Günel’in Silivri’den Tekirdağ’a gönderilmesinin nedeni aynı dosyanın şüphelileri arasındaki iletişimi engellemek olup olmadığı bilinmezken, aynı dosya şüphelilerinin kanuna aykırı şekilde muhtemelen avukatlar aracılığıyla haberleştiği görülüyor.
Aynı soruşturmanın iki tutuklusunun cezaevinde birbirlerine mesaj ulaştırabildiğinin ortaya çıkması ve hatta öne sürülen “Bülbül” şifresinin ifşa olmasının ardından mı Günel’in Silivri’den uzaklaştırıldığı belirsizliğini koruyor.
GÜNEL’İN “SENARYOYU AYLAR ÖNCE GÖRDÜM” SAVUNMASI TARTIŞMALI HALE GELDİ
Günel cephesinin Zenginoğlu’nun daha sonraki etkin pişmanlık beyanlarını önceden hazırlanmış bir senaryonun parçası olarak değerlendirmesine karşılık, ortaya çıkan mektubun bu senaryoyu ortaya koymaması ise büyük bir çelişki olarak görülüyor.
Zenginoğlu’nun Günel’e maddi sıkıntısını anlattığı, destek istediği, cezaevinde kendisiyle görüşen kişileri aktardığı ve kendisinin konuşmadığını özellikle vurguladığı görülüyor.
Daha da önemlisi Zenginoğlu’nun soruşturmadaki ilk aşamalardan itibaren “itirafçı olmak istiyorum” diyerek “belediyenin İmar ve Yapı Kontrol Müdürlüğü üzerinden rüşvet talep edildiğini” öne sürdüğü daha önce kamuoyuna yansımıştı. Sonrasında 29 Temmuz’da etkin pişmanlık kapsamında ayrıntılı beyanda bulunurken, 16 Mart tarihli beyanlarını reddetmeden daha çok ayrıntı vermesinin de bu durumu desteklediği görülüyor.
Dolayısıyla “aylar öncesinden hazırlanmış 40 milyonluk şantaj senaryosu” değerlendirmesini belgenin kendisinin doğruladığını söylemek mümkün görünmüyor.
Günel’in “aylar önce tehdit ve şantaja” uğradığı iddiası varsa, 25 yıllık avukatlık ve hukukçu kimliği göz önüne alındığında neden o zaman savcılığa başvurmadığı, Zenginoğlu etkin pişmanlıkta bulunduktan sonra şikayetçi olmaya çalıştığı ise merak konusu olmayı sürdürüyor.
İHBAR AYDIN SORUYOR: MEKTUBUN TAMAMINI AÇIKLAYIN!
– Günel’in açıkladığı 40 milyon TL talebi mektubun tam olarak neresinde?
– Mektubun şantaj olduğu ileri sürülüyorsa kamuoyuna açıklanan bölümde tehdit hangi cümlede?
– “Bülbül’ü tanımadılar, ben oradan davayı çaktım” sözündeki “Bülbül” şifre mi?
– Bu ifade tarafların birbirlerini doğrulamak amacıyla kullandığı bir anahtar kelime olabilir mi?
– Zenginoğlu “Suç işlediğine ve” kelimelerini neden yazdı ve sonra neden çizildi? Okunabilecek şekilde bir mesaj mı vermek istedi? Amacı sadık olduğunu ve çok şey bildiğini hatırlatmak mıydı?
– Kamuoyuna sunulan mektuptaki bazı bölümler silinerek neden tamamen kapatıldı?
– İkinci sayfanın tamamı neden paylaşılmadı?
-“Kılıçdaroğlu’nun yeğeni ve Aydın’dan avukat B.T.İ.” ifadelerini gözükmediği halde Aydın’ın tetikçi gazeteci görünümlü kişileri neden bu ifadeleri gerçekmiş gibi paylaştı? Bu gazetecilerin elinde mektubun orijinal halinin bir kopyası var mı? Bu gazeteciler kamuoyunu yanılttıkları için özür dileyecekler mi? Başsavcılık ve savcılık makamını töhmet altında bırakan ifadeleri yayınlayanlar hakkında işlem başlatılacak mı?
– Mektubun aslı nerede ve fotoğrafı kim, nerede, hangi aşamada çekti?
– Aynı soruşturmanın tutuklu şüphelileri arasında mesaj nasıl birbirlerine ulaştırıldı? Hangi avukatlar buna aracılık etti?
– Ömer Günel’in Silivri’den Tekirdağ’a naklinin bu gizli ve yasalara aykırı haberleşmeyle herhangi bir bağlantısı var mı?
-Bu gerçekten bir yardım isteme mektubu mu, yoksa yardım talebinin arasına yerleştirilmiş ve yalnızca karşı tarafın anlayabileceği mesajlar da mı var?
-Ömer Günel, neden Zenginoğlu’nun mektubunu aylar önce savcılığa taşımadı?
GÜNEL’İN DOSYASI RÜŞVETTEN, SUÇ ÖRGÜTÜ DOSYASINA DÖNÜYOR!
Ferdi Zenginoğlu’nun 16 Mart tarihinde avukatlığını üstlenen ve tahliyesini savunan Kuşadası Belediyesi Başkanvekili Tahsin Demirtaş “Arkadaşlarımızın masum ve tutsak”, Yeni Parti İlçe Başkanı ise “Yol arkadaşımız Ferdi Zenginoğlu’na selam olsun” beyanlarında bulunurken, 29 Temmuz’dan sonra Zenginoğlu’nun Ömer Günel yapılanmasına yönelik iddialarının ardından 3.Dalga operasyon gerçekleşmişti.
Zenginoğlu’nun etkin pişmanlık ifadeleri İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından araştırılıp, doğruluğu veya yanlışlığı ortaya koyulabilecekken, Ömer Günel Yapılanmasının Ferdi Zenginoğlu’nu itibarsızlaşmaya yönelik yaptığı mektup hamlesinin bu haliyle kendilerini boşa düşürdüğü görülüyor.
Mektubun tam ve orijinal hali suç duyurusu sonrası Başsavcılığa sunulacağı bildirilirken, yapılacak incelemede iddiaya konu tehdit ve şantaj unsuru olup olmadığının ortaya daha net bir şekilde çıkacağı ön görülüyor.
Günel’in kara propaganda ekibinin son zamanlarda gazetemize ve köşe yazarımıza yönelik sistematik saldırılarının altında da gündem değiştirme çabası olduğu, medya manipülasyonuyla 3.Dalga Operasyonun üstünün kapatılmaya çalışıldığı, savcılık soruşturma makamının da itibarsızlaştırmaya çalışıldığı izlenimi doğuyor ve bu durum açıkça görülüyor.
İhbar Aydın Gazetesi, suç örgütü iddiasını içeren dosya ile ilgili gelişmeleri, savcılık incelemesine konu bu mektubu ve yansımasını yeni elde edilecek bilgilerle tüm açıklığıyla kamuoyuna duyurmaya devam edecek.
İŞTE MEKTUBUN SOSYAL MEDYADAN YAYINLANAN ASLI!



