Hakikati gören insanların sözleri sert gelir. O aslında acımasız değildir, sadece yumuşak yalanlar söylemez. Size çok basit gelen ama düşününce aslında yapamadığınız bir şey var. Hayır deme, reddetme sanatı.
İnsan hep karşısındakine duymak istediği şeyleri söyleme çabasıyla yaşıyor. Ben böyle söylersem, o da karşılığında bana böyle der deriz. Öyle bir hal alır ki artık farkına varmadan bu oyunu otomatik şekilde kurarak yaşarız. Eskiler buna ‘nabza göre şerbet vermek’ derlerdi. Günümüzde bunu yaptığımızın bile farkında değiliz.
Peki şunu hiç farkettiniz mi? Kendinizi tanımlayabiliyor musunuz? İnsan önce fark etmeli. Kendini fark etmeli. Kendini tanımlayabileceğini fark etmeli. Bununda yolu sınırlar, çizgiler ve yasalar koymaktan geçer. Hayır deme ve reddetme sanatını öğrenmeliyiz. İlk baştada başkalarının sizi tanımlamalarıyla yaşamamalıyız. Herkes sizi bir kalıba oturtmak ister. Gereksiz samimiyet, çizgilerinizi aştırır. Çizgiler aşıldığı an, mesela size ‘zeki’ biri dendiğinde, mecburen zeki biri gibi davranmak zorunda kalırsınız. Birisi size hayırsever dediğinde, herşeye karşı hayırseverlik yapmak zorunda kalırsınız. Birşeyi kendiniz için yapmalısınız. Başkalarının tanımlamasının peşinde gitmemeli, kendinizi kullandırtmamalısınız.
Korkmayın hayır demekten ve reddetmekten. Çünkü korkular sadece bir yanılsamadan ibarettir. Birşeye “benimdir, bana aittir” dememelisiniz. “Benimdir” dediğiniz herşeyde acı çekersiniz ve imtihanınız olur. Benim makamım benim unvanım benim param derseniz, bu hususlarda defalarca sınanırsınız. Kendi egonuzu karşı bile reddetmeyi öğrenmelisiniz.
Bu dünyada hem elde olanın hem de geçmişte olanın yükünü taşırsanız, yeniye yer açamazsınız. Oysa ki çözümü çok basittir. Bırakmak özgürleştirir. Reddetmek özgürleştirir. Hayır demek, tutamayacağınız sözlerden sizi kurtarır.
Unutmayın bu çağda gerçeklik algısı değişti ve ne yazık ki gerçek olan şeyler sadece algılardır. Eğer başkaları için yaşadığınızı veya hayır demeyi bilemeyişinizi fark ettiğiniz an tüm sistem değişir. Önce fark etmek gerekir.
İnsan her sınırı aşmak ister. Hayır ve reddetme yapamayan insan başkalarının çizdiği sınırlara hapsolur.
Şimdi çok basit bir mantık oyunu oynayalım. Bir konu hakkında tepki vermeyi bıraktığını, hayır bile demediğini, kendini açıklamayı da bıraktığını düşün. Ne olur biliyor musun? Herşey değişir. İnanmasanız da deneyin. Göreceksin ki herşey değişmeye başlayacak. En başta insanların üzerinizdeki kontrolü değişir. Ve bu oyunda daha sonra en çok şu gerçeği öğrenirsin.
Arkadaşların, dostların veya seni sevenlerin senin sessizliğine ihtiyaçları yok. Senin tepkine ihtiyaçları var. Sen sessiz kaldığın an direk yargılanırsın. Oysa insanlar senden direk savunmaya geçmeni anlaşılmak için çabalamanı isterler. En yakınların bile bunu senden isterler. Çünkü onlar sendeki bu enerjinden beslenirler. Sen onlara tepki vermeyi bıraktığın an, ellerinde hiçbir şey kalmaz. Manipüle edebilecekleri hiçbir şeyde kalmaz.
Sadece düşün ve şu gerçeğin artık farkına var. Bazı insanlar bütün ilişkilerini karşılarından tepki alabilmek için kurarlar. Çünkü bu onlara güçlü hissi ve önemli oldukları hissini verir. Senin huzursuz olman onlara ‘seni kontrol altına alabilirim’ hissini verir. Ama sen bu oyunu bıraktığında, hayır demesen de reddetmesende aslında tüm gücü eline alırsın. Bize hep savaşmaktan bahsedildi. Hiç düşündün mü, onların silahlarını ellerinden alınca ne kadar da çaresizler diye? Hem de bunu hayır demeden reddetmeden, daha çok savaşarak değil hiç savaşmayarakta sağlarsın. Ve işin özü, reddedemiyorsan veya hayır diyemiyorsan bile, bari susmanın ve tepkisizliğin gücünü kullan. Susmak, tepkisiz kalmak ve konuşmamak tartışmaları kazanıp kazanmamakla ilgili bir geri çekilme ve kabullenme değil. Tabiki de haklı olduğun konuları haykırman, yanlışa yanlış demen gereken çizgilerin vardır. Fakat asıl mesele hangi tartışmaların uğruna savaşmaya deyip değmeyecegini fark etmektir.
Sonuç olarak; niye hayır diyemediğini, niye reddetmek yerine onları tepkilerinle beslediğini düşün. Eğer hayır deme sanatını bilmiyorsan bari susmanın sanatını öğren. Bu bir vazgeçiş, bir zafer kazanamama durumu değil. Aksine seçebilme özgürlüğüdür. Hata yapabilme özgürlüğüdür. Ciddiye alınma, kendi özgürlüğünü yaşayabilme özgürlüğüdür.


