Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Ahlak Tarantulası

Geçtiğimiz haftalarda yayınlanan son köşe yazımda “Gerçek zenginlik nedir?” sorusunun

Geçtiğimiz haftalarda yayınlanan son köşe yazımda “Gerçek zenginlik nedir?” sorusunun cevabını ararken zenginliğin alt kesimlere düşmeme savaşını açıklamaya çalışmıştım.

Yazımda “Zenginlerin çalışma sebepleri mevcut konumlarını koruma kaygısıdır. Eski hayatlarına dönmemek veya mevcut statülerini koruma korkusuyla hareket ederler. Ve bunun doğal sonucu olarakta sizleri sınıfsallaştırırlar. Ötekileştirirler” , görüşümü açıklamıştım.

Zenginliğin muhafaza savaşının yanında, alt kesimin üst kesime karşı çağlar süren çekişmesini, mücadelesini pek çok roman, hikaye ve ihtilallerden biliyoruz. Bugün ise, olaya diğer taraftan bakan bir yazı kaleme almak istedim. Sınıfsal savaşlar nedeniyle alt kesimlerde ortaya çıkan hırs ve öfkenin sebeplerinden çok, bu durumu kendi lehine kullanmak isteyenlerin çabalarını yazmak istedim.

Ve tabi ki burada başvuralacak en büyük kaynak yine Nietcsche’dir.

O zaman başlayalım..
Toplum dediğimiz şey, çoğu zaman görünmez ağlarla örülmüş bir büyük oyundur. Bu sahnede herkes “iyi insan” rolünü oynamaya çalışır. Kimisi içten yapar bunu, kimisi ezberden. Bir de bazıları vardır ki, başkalarının hayatına müdahale hakkı var sanarak, küçük zehirli dokunuşlarla ailesine, çevresine ve topluma yön vermeye kalkarlar. Bulundukları veya düştükleri yeni konumlarında hem cephe kazanmak, hem de genel toplum kesiminin alkışlarını almak için aslında olmadıkları gibi bir kişiliğe bürünerek mücadele sembolü olmak isterler.

Nietzsche işte bu gibi kişilere “Ahlak Tarantulaları” der..
Bu tarantulalar hep aramızdadır. Kendilerini öyle bir yere konumlandırırlar ki; ellerinde ahlak sopası, dillerinde eşitlik nutukları, zihinlerinde ise kıskançlığın koyu karanlığıyla dolaşırlar. Onlara göre güçlü olan kibirlidir. Başarılı olanlar ise bencil. Kısaca kendilerinden fazla çok öne çıkan herkes bir şekilde suçludur. Amaçları bellidir. Kendi eksikliklerini, kaybettikleri cepheleri görmezden gelerek, başkasının başarısına saldırarak bu yeni durumu telafi etmek isterler.

Bugün bile çevremizde o tarantulaların ördüğü ağları görmek zor değil. Ahlak tarantulası olanlar çoğu zaman köşede sessizce en doğru anı beklerler. Bazı küçük cesur yürekler hariç, genellikle doğrudan eleştirmezler, açıkça saldırmazlar. İncecik bir ağ örerler. Dedikodu, ima, küçük bir “acaba” ile zehirlerini bırakırlar ve kendi çevrelerine de bunu fısıltı fısıltı yayarlar.

“Bu kadar çalışıyorsa kesin bir çıkarı vardır”, “Bu devirde kimse emeğiyle kazanamaz…”, “Kesin arkası vardır…”, “Siz onun geçmişini bilmezsiniz”, “O zamanında şöyleydi böyleydi” , derler.

Nietzsche, bu sözleri söyleyenler için “Ahlak Tarantulalarının birçok değeri kendi tezleri için silaha dönüştürdüklerinden” bahseder. Her zaman ki gibi en güzel tespiti de kendisi yapar: Eşitlik, adalet, hak tutkusu altında yapılan bu şeylerin amacı, alttakilerin üsttekileri aşağıya çekme arzusudur, der.

Siyasette, medyada, akademide ve günlük hayata bir çok yerde görürüz tarantulaları. Eşitlik, adalet, hukuk nutuklarını en çok onlar atarlar. Ama gerçekte amaçları herkesin eşitlenmesi değil, kimsenin diğerinden yukarıda olmamasıdır. Yani amaçları yükselmek değildir, eşitlenmek değildir, başarıyı aşağı çekmektir.

Bir rüyadayken hak etmedikleri şekilde yaşadıkları güzellik uykusundan uyanınca, canları acımaya başlamıştır. “Biz şehre, bir topluma veya bir camiaya yön verdik, bizler duayeniz, aristokratız, kanaat önderiyiz” deseler de bir anda zaman, iklim ve mevsim değişince hak ettikleri konuma dönmenin acısı sonrası kalpleri kinlenmiştir. Belki de kalplerinde kin her zaman vardı da, bastırılan duyguları anca açığa çıkıvermişti.

Onların ağızlarından düşürmedikleri “bağımsız, tarafsız, adil, özgün” gibi süslü cümleleri sadece bu düşüş sonucu yeni cepheler kazanmak içindir. Aslında gerçekte olan şey, bu kavramların ardına saklanan öfkedir.
Birde işin şu yönüne temas etmek gerekir diye düşünüyorum. Ahlak tarantulasının en tehlikeli yönü nedir biliyor musunuz?

Kendini ahlaki üstünlük perdesiyle gizlemesidir. “Her şey başkalarının iyiliği içindir” derler, öyle söylerler. Ama içten içe bir hınç, bir kıskançlık, bir kendini aklama çabasıyla örerler ağlarını ve dışarıdan görenler ne yazık ki buna aldanırlar.

Şunu herkesin öğrenmesi gerekir. Tarantulanın zehri açık saldırıda değildir. Bunların en büyük zehri, örülen ağın masum görünmesindedir.

Nietzsche’nin dediği şu söz ilk kez okuyanlar için anlaşılmaz ve saçma gelse de, anlatmak istediği şey anlaşılınca ne kadar da doğru bir tespitte bulunduğu ortaya çıkmaktadır.

“Özgür insan ahlaksızdır; çünkü o geleneğe değil kendisine bağlıdır.”
İşte tarantulaları en çok kızdıran şey bu kişisel özgürlüktür, özgürlük düşüncesidir. Başkalarının kendi yolunu çizmesi, kendi kararlarını vermesi, kendi sesini yükseltmesi bu tarantulaları çok korkutmaktadır. Çünkü özgür olan insan, tarantulaların ağına yakalanmaz, yakalansa da o ağı bir şekilde yırtar atar.

Günlük hayatımıza bakınca, belki başarı gösteren bir arkadaşımızın nasıl ‘fazla hırslı’ ilan edildiğini, kendi doğrularını savunan birinin nasıl ‘saygısız’ damgası yediğini, toplumun çizdiği sınırları ve çerçeveleri sorgulayan birinin nasıl ‘ahlaksız’ ilan edildiğini görmüşüzdür.

Nietsche’nin “Özgür insan ahlaksızdır” cümlesinden ‘ahlaksızlık iyidir’ sonucu çıkarmamak gerekir. Burada anlatılmak istenen şey şudur. Gerçek ahlak, başkasını aşağı çekmekle değil, kişinin kendi yolunda özgürce ilerlemesiyle de ilgilidir. Gerçek ahlak başkasının ışığını söndürmek değil, kendi ışığını yakabilmektir. Bazılarının yönlendirmesiyle, bazılarının size ahlaklı demesiyle ” ahlaklı” olmamaktır.

Bu yüzden asıl tehlike, tarantulaların gizli zehrinden önce, onların ördüğü ağları fark edemeyen kalabalıklardır. Ahlak yargılarını belli tabularda görmek yerine, her açıdan anlayabilmektir. Toplumu da bu tarantulalardan koruyabilmektir.

Ve işin şu boyutunu da unutmamak gerekir: Ahlak tarantulaları hep varlar ve de hep olacaklar.
Asıl mesele, o ağlara kişisel olarak ve toplum olarak takılı kalıp kalmayacağımızdır.