Bir hikaye var herkesin bildiği..
Timur, ordusundaki fillerden birini, Nasreddin Hoca’nın memleketine gönderir. Fil o kadar büyük, o kadar oburdu ki, köyde ne kadar ot, saman varsa, hepsini silip süpürür. Bu duruma köylüler daha fazla dayanamazlar. Nasreddin Hoca’nın kapısını çalarlar. Hoca’da çareyi Timur’a gitmekte bulur. Nasreddin Hoca’yı önüne katan halk, Timur’a şikayet için yola çıkar. Nasreddin Hoca’ya destek olacaklarına söz veren köylüler Timur’un karargahına yaklaştıkça yolda birer ikişer sıvışırlar.
Timur’un otağına varan Nasreddin Hoca bir bakmıştır ki, tek başına kalmıştır. Çare yok, geri dönüş mümkün değil. Nasreddin Hoca, Timur’un huzura kabul edilir.
Timur’un o gün çok sinirli olduğunu gören Hoca, çaresizce şikâyeti bir tarafa bırakıp:
“Köyümüze gönderdiğin filden bütün mahalleli çok memnun kaldılar. Yalnız, zavallı hayvan tek başına yaşıyor. Hayvancağız için bir de dişi fil gönderilmesini istiyoruz, işte bunu arz etmek için huzurunuza geldim”, der…
Böylece bir olan fil iki, tek olan sorun çift olmuştur.. Halkta çaresizce Hoca’yı yanlız bırakmanın bedelini ödemiştir.
Şimdi gelelim günümüze. Timur’un huzurunda yalnız kalan Hoca gibi, bir Şehr’ül Emin’in yalnızlığına.
“Seni Büyükşehir Belediye Başkanı” yapacağız diyenler neredeler Sayın Başkanım?
En güvendiğin meclis üyelerin tutuklanma ihtimaline karşı “Belediye Başkanlığı bana kalacak” diye planlar yapmakta.. Her gece ayrı kulislerde bu ihtimaller hesaplanmakta..
Koruyup kolladığın, “ekibimde” dediğin Güzelhisar Belediye Başkanı tutuklanma ihtimaline karşı gece fasıllarında “Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı” bana kaldı diye zeybek oynamakta..
Bir zamanlar karşına rakip olarak ‘kara bir koz’ olarak dikilen ve 3 yıl sonra siyasetten silinecek olan vekil, etliye sütlüye karışmadan bu işin içinden nasıl sıyrılırım diye kaçış planları yapmakta..
Ya da sana tüm bu organizasyonu yaptıran, finanse ettiren, sonra seni yalnızlaştıran ‘Can-ı TEZ, kendi büyük bir heves’ içindeki şehrin abisi nerede?
Sahi o nerede? Senin ismini gösterip, yıpratıp yıpratıp, sonra da Bakan mı olacak? Yoksa Büyükşehir Belediye Başkan adayı mı?
Üst üste patlayan skandallar, raporlar, başlamış ve başlayacak olan yargılamaların yanında Timur’un önündeki Hoca gibi yalnızlık.. Çöl ortasında kum tanesine hasret, deryalar içinde damlaya ‘Özlem’ bir şekilde..
Yapa yalnız kaldın Başkanım.. Ve sende artık biliyorsun, bir rüyadan uyanıyorsun şimdi. Gazeteleri gözetleyen dürbünün, ulusal kanallara servetini harcatan sinsirellan yine gezmelerde..
Kapı kapı geziyor, ocak ocak imalarda bulunuyor. Vazifesi seni görünür kılmakken, seni yaptıklarıyla daha da yanlızlaştırıyor. Sanal ekranlarda savaşlar yaşanıyor ve tüm cephelerde üst üste yeniliyorsun. Üstelik tüm köylünün besleyemediği tek bir filin varken, şuan tüm şehir Timur’un otağından getirttiğin ikinci filin beslenmesini de sana yıkmış iken. Seni suçluyorlar ve suçlayacaklar Başkanım. Senden bilecekler herşeyi. Kendi günahlarının üstüne diğer tüm günahlar üzerine yıkılırken yüzünde mutsuzluk sürecek, içindeki huzursuzluk gitmeyecek..
Oysa ki, yaptığın hamleler eskiden seni kurtarırdı. Çözümü basit, sadece rakamların yanına eklenen sıfırlardı. Şimdi hiç oturmamam gereken eski ulaklarla yemeklerde buluşuyorsun. Buluşmalarını duyanlar arkandan neler konuşuyorlar bir bilsen. Su Köyü’nün Sultanlığına talip KENT’li arkadaş bile senden umudu kesmek üzere..
Dokunulmazdın, kalkanların vardı senin. Sana bir şey olmasın diye siper olacak sevenlerin, yılların eskitemediği gerçek dostlukların vardı. Ancak sen Timur’un huzuruna onlarla gitmedin, sen Timur’un huzuruna “Seni ateşe atmak isteyenlerle gitmeyi seçtin”..
“Kimse beni tehdit edemez, kimse beni yıkamaz, kimse bensiz yapamaz” diyordun.
‘Evrim’lerden devrimlere ‘Barış’ın altınına, Su Köyü’nün Fatih’ine kadar şimdi yeniden hepsinden medet mi ummaya başladın? Onlar ki, çölde bir hayalle, bir Özlem’le ilk yollarına çıkmışlar, şimdi vahalar arasında kaybolmaktalar. Çünkü Özlem’lerini unutmuşlar, geçmişlerini silip unutturmak istemişler. Özlem’lerinden vazgeçenler senden mi vazgeçmeyecekler?
Farsça ‘Yüksek ve yüce’ anlamına gelen bir söz var. Nasreddin Hoca öz Türkçe konuşsa da, Timur’un huzurunda bizce bu Farsça bu sözü söylemiş olabilir. Hocayı bile Sultan karşısında çaresiz bırakan bu anı hatırla. Şimde sen de her yerde kimi görsen beni bu hale getiren “Yüksek ve Yüce” diyormuşsun.
Timur’un Anadolu’yu kuşattığı gibi, ‘Yüksek ve Yüce’ isminde mahfuz Can-ı TEZ abilerde seni kuşattılar gördün mü? Kuşatmakla kalmadılar, kalenden çıkmaya bile izin alıyormuşsun. Yoksa sana geçilmez sınırlar mı çizildi başkanım? Anca mı farkettin gerçekten? Yine herkesten önce ben söyleyeyim. Bu sınırları sana çizebilmek için önce seni yalan bir uykuya yatırdılar. O rüyada sana “önce köyünden mahallenden dışarı çık, şehri karış karış gez hatta Timur’un huzuruna dikil” dediler.
Onlar ne derlerse yaptın, fakat şimdi bugüne gelince de seni harcayıp harcayıp, yalnız mı bıraktılar başkanım?
Havadis mecmualarında adın geçmez, denklemlerde eşitliğin bir tarafına bile konulmaz oldun. Herkesin etrafında koşturduğu bir dönemde acaba düşünmeye fırsatın oldu mu “bu kalabalık yalnızlık neden oldu?”
Hep seslere, sözlere inandın, hep dost bildiklerine inandın, yürüdün yürüdün, geceni gündüzüne kattın, bugün herkesin arkandan çekildiğinin bile farkına varamadın.
Belki de bugünlerde farkına varmaya başladın. Ve baktın ki gelmişsin Sultanın Çadırının önüne, artık ne geri dönebilirsin ne fili geri verebilirsin. Bunca yıl ben yaptım, ben başardım, bu fili ben doyurdum derken, ikinci fili de sana hediye etmişler.
Ya filleri yok edeceksin, ya fillerle halkı ezeceksin, ya filler için kendini yok edeceksin, ya da Hz.Ömer’in değil, Timur’un adeletini göreceksin..
Ve biz de uzaktan; her zaman fillerin karıncaları değil, karıncaların da bir gün filleri yenebileceği bu filmi izleyeceğiz.


