“İnsan kaderiyle, kaderinden kaçmak için saptığı yolda karşılaşır” diye çok sevdiğim bir söz var. Bazılarımız susmayı, bazılarımız beklemeyi, bazılarımızsa gitmeyi kader bilmiştir. Yaşanmışlıklarımız, yaşayamadıklarımızın yanında hiç hükmündedir. Ama hayat ilerlemekten vazgeçmez. Gitmek gibi beklemekte bir duruştur aslında. Zamanını beklemek, olacakları beklemek, güzellikleri beklemek, hükümleri beklemek gibi.
Beklemekte duruştur. Aynı rutinlere sahip olmak, hayatta sahip olduğunuz zevklerin veya sohbetlerin dışına çıkmamakta birer beklemektir. Ve beklemek çoğu zaman hayatı kaçırmak değildir. Hep birlikte Dünya’yı düşünelim. Her sene aynı rutini uygulamakta. Aslında dünyada Güneş’ten gitmez, gitmekte istemez, kopmaz ve Güneş’ten kopmakta istemez. Hiçbir yerde oyalanmaz, beklerken yolculuk yapar ve burçlardan burçlara geçer. Ve Güneş’le birlikte belli olmayan bir konumdan başka bir konuma sürüklenir. Bu yolculuğu aralıksızdır, bütün yıldızlar gibi durup dinlenmeden göç halindedir. Belli şartları sürdürerek kaderini beklemektedir. Hatta kaderi bu yolculuğu sürdürmektir denilebilir.
Biz insanlarda bazı şeyleri bekleriz. Hatta bir zaman gelir neyi beklediğimizi bile bilmeden sonsuzlukta sürüklenen Güneş ve Dünya gibi kendimizi teslim ederiz. Beklememiz bazen anlaşılır, çoğu zaman ise anlaşılmaz. Hatta bir gün gelir anlaşılmak bile istemeyiz. Beklememizi anlamayanlar olabilir. Onlara cesurca demeliyiz ki, “Biz onların kulaklarına uygun ağız değiliz”.
Beklemek sessiz bir eylem gibi gözükebilir. Sadece dışarıdan bakanlar bu yönünü görürler. Fakat beklemek gerçekte gürültülü bir eylemdir. Çünkü içimizde, zihnimizde ve kalbimizin derinliklerinde koca koca fırtınalar kopar.
Peki ama beklemenin sesi veya sessizliği, beklemenin hareketi veya hareketsizliği, beklemenin görüneni veya görünmeyeni varken, beklemenin herhangi bir rengi var mı?
Beklemek bir renk olsaydı, o renk hangisi olurdu?
Böyle bir soruyu ilk kez duyuyor olabilirsiniz. Fakat bir çoğumuz beklemeyi gri ile özdeşleştirebiliriz. Çünkü gri, ne siyah kadar karanlık ne beyaz kadar aydınlıktır. Arada kalmışlığın, belirsizliğin rengidir Gri. Tıpkı hastane koridorlarında saatlerdir doktorun çıkışını bekleyen birinin yüzündeki ifade gibi. Tıpkı deprem anında çatırdayan duvarları görünce binadan sağ çıkıp çıkamayacağını bilememek gibi.. Ne umut tamdır bu renkte, ne de umutsuzluk. İkisi arasında, sisli bir bekleyiştir…
Beklemek kimine göre böyle bir renk olsa Mavi’dir der. Mavi; huzuru ve umudu simgeler. Beklendiği zaman sonucu güzel olacağını hatırlatır. Mavi, sonsuzluğu ve derinliğiyle bekleyişi umut olarak taşır.
Beklemek kimine göre böyle bir renk olsa bu Kırmızı’dır. Nabzı hızlandıran, uyku kaçıran, heyecan ve kaygıyı aynı anda taşıyan kırmızı. Kırmızı, harekete geçmeden önceki son bekleyişi simgeler.
Beklemek kimine göre böyle bir renk olsa bu Beyaz’dır. Hayali ve temiz bir sayfa açmayı simgeler. Geçmişin kirlerinden arınıp, yeni bir dünyaya uyanmayı hatırlatır. Beyaz, geleceğin yaklaştığını hatırlatır.
Kimine göre böyle bir renk olsa bu Siyah’tır. Sözün bittiği, umutla umutsuzluğun birbirine karışmadığı tek renktir. Çünkü Siyah’ta beklenen şey bellidir, son vedanın tamamlanması, imkansız bir hikayenin olmayacağını bilerek beklemektir.
Demek ki beklemek renk olsa, herkesin farklı bir rengi hatta birden çok farklı rengi olurdu.
Bu renk, ruh haline, düne, bugüne ve yaşanmışlıklara göre değişirdi. En çokta beklenen şeyin kıymetine göre değişirdi.
Beklemenin rengi var mıdır yok mudur hep bir varsayım üzerine konuştuk. Beklemenin renkleri var ise bu sorunun belki de en doğru cevap şudur: Beklemenin rengi, içimizdeki duygunun rengidir!
Beklemenin rengi nedir?
Beklemenin rengi; sessizliğimizin ve tepkimizin rengidir. Beklemenin rengi; bekleten ne ise onun değeridir. Bir şey sadece değeri kadar beklenmelidir.
Ve belki de beklemek karşılık bile beklememektir.

