“Ben bugün okula gitmek istemiyorum.”
Bazı evlerde bu cümle, sabahın en zor anının başlangıcı olabiliyor. Ardından ağlamalar, hazırlanmayı reddetme, karın ya da baş ağrısı şikâyetleri ve kapının önünde uzayan vedalar geliyor. Ebeveyn bir yandan çocuğunu sakinleştirmeye çalışırken diğer yandan “Ne yapmalıyım?” sorusunun cevabını arıyor.
Özellikle okul döneminin başlangıcında yeni bir düzene alışmak çocuklar için zorlayıcı olabilir. Yeni bir sınıf, öğretmenler, arkadaş ilişkileri ve artan sorumluluklar bazı çocuklarda kaygı oluşturabilir. Bu nedenle “Okula gitmek istemiyor.” cümlesini yalnızca bir isteksizlik olarak değerlendirmek yerine, “Çocuğum burada ne yaşıyor?” sorusuyla yaklaşmak daha sağlıklı bir başlangıç olabilir.
Bir çocuğun okula gitmek istememesinin altında farklı nedenler bulunabilir. Arkadaş ilişkilerinde yaşanan bir sorun, bir derste zorlanma, hata yapma korkusu, akademik beklentiler, öğretmenle iletişim güçlüğü ya da aileden ayrılmakta zorlanma bunlardan yalnızca birkaçıdır. Bazen çocuk yaşadığı duyguyu kelimelerle ifade edemez ve bunu davranışıyla gösterir. Bu nedenle “Neden okula gitmek istemiyorsun?” sorusunun yanında “Okulda seni en çok zorlayan şey ne?” veya “Okula giderken seni düşündüren bir şey oluyor mu?” gibi daha açık sorular sormak, çocuğun kendisini ifade etmesine alan açabilir.
Çocuk okula gitmek istemediğinde ebeveynin kaygılanması oldukça doğal. Ancak “Herkes okula gidiyor.”, “Bunda korkacak ne var?” veya “Gitmek zorundasın.” gibi cümleler, çocuğun yaşadığı duygunun küçümsendiğini hissettirebilir. Burada önemli olan, duyguyu kabul ederken sınırı da koruyabilmektir.
“Okula gitmek istemediğini ve bunun seni zorladığını görüyorum. Seni zorlayan şeyi birlikte bulabiliriz.” demek, okula gitmeme davranışını onaylamak anlamına gelmez. Çocuğa, zorlandığında yanında bir yetişkinin olduğunu hissettirir.
Sabah saatlerinde yaşanan krizlerde ise günlük rutinin mümkün olduğunca öngörülebilir olması yardımcı olabilir. Çantanın ve kıyafetlerin akşamdan hazırlanması, sabah yapılacakların belli olması ve vedalaşmanın gereğinden fazla uzatılmaması belirsizliği azaltabilir.
Ebeveynin kendi kaygısını yönetmesi de bu sürecin önemli bir parçasıdır. Çünkü çocuk, yetişkinin endişesini kolaylıkla hissedebilir. Sakin, kararlı ve tutarlı bir yaklaşım çocuğun kendisini daha güvende hissetmesine yardımcı olur.
Bazen çocuğun okula gitmek istememesinin nedeni okul ortamında yaşadığı bir durumdur. Bir arkadaşlık problemi, dışlanmış hissetme, öğretmenle iletişim güçlüğü, akademik olarak zorlanma veya sınıf içinde kendisini yetersiz hissetme çocuğun okula karşı tutumunu değiştirebilir.
Bu nedenle öğretmen ve okul rehberlik servisiyle iletişim kurmak önemlidir. Evde gözlemlediklerimizle okuldan gelen bilgileri birlikte değerlendirmek, sorunun kaynağını anlamayı kolaylaştırabilir. Burada amaç suçlu aramak değil, çocuğun okul ortamında kendisini daha güvende ve yeterli hissetmesini sağlayacak yolu bulmaktır.
Çocuğun zaman zaman okula gitmek istememesi, özellikle yeni bir döneme veya değişikliğe uyum sürecinde görülebilir. Ancak bu durum sürekli hale geliyor, okula gitme düşüncesi yoğun kaygı oluşturuyor, sık sık fiziksel yakınmalar ortaya çıkıyor veya okuldan uzaklaşma giderek artıyorsa durum daha yakından ele alınmalıdır.
Bu noktada çocuğu hemen etiketlemek yerine davranışın ne kadar süredir devam ettiğine, hangi durumlarda arttığına ve günlük yaşamını ne ölçüde etkilediğine bakmak gerekir.
Gerektiğinde okul rehberlik servisiyle veya çocuk ve ergen ruh sağlığı alanında çalışan bir uzmanla görüşmek, sürecin doğru değerlendirilmesine yardımcı olabilir. Çocukların her davranışı bir problem değildir; ancak bazı davranışlar bize bir şeylerin yolunda gitmediğini gösterebilir.
“Okula gitmek istemiyorum.” diyen bir çocuk bazen arkadaşlarıyla yaşadığı bir sorunu, başarısız olma korkusunu, ayrılık kaygısını ya da kendisini yetersiz hissettiği bir durumu anlatmaya çalışıyor olabilir.
Bu yüzden böyle bir durumda ilk hedef yalnızca çocuğu okula göndermek değil, okula gitmesini zorlaştıran nedeni fark etmek olmalı. Çünkü okul, çocuk için yalnızca derslerin ve sorumlulukların olduğu bir yer değil; aynı zamanda kendisini ait, güvende ve yeterli hissetmesi gereken bir yaşam alanıdır.
Ve belki de sabahın en zor anında, uzun açıklamalardan çok şu cümleye ihtiyaç vardır:
“Seni duyuyorum. Seni zorlayan şeyi birlikte bulalım.”
Bazen okula uyum, tam da bu güven duygusuyla başlar.


