Kuşadalı gazeteci Latif Sansür, sosyal medya hesaplarından yayınladığı video ile yaşadığı baskıları, yalnız bırakıldığı anları ve sürdürdüğü mücadelenin nedenlerini kamuoyuyla paylaştı. Sansür, tüm yorgunluğuna ve tehditlere rağmen geri adım atmayacağını vurgulayarak, “Sağlığım el verdiği sürece organize kötülüğe karşı mücadeleye devam edeceğim”, dedi.
Yayınladığı videoda son yıllarda Kuşadası’nda yaşananları sert ifadelerle eleştiren Sansür, kentin imar rantı, talan ve yağma politikalarıyla parça parça yok edildiğini belirterek, buna sessiz kalamadığını dile getirdi. Son 5-6 yılda Kuşadası’na geçmiş tüm belediye yönetimlerinin toplamından kat kat fazla zarar verildiğini savunan Sansür, eleştirenlerin düşman ilan edildiğini, makam gücüyle insanların sindirildiğini, itibar suikastları ve “FETÖ vari kumpas yöntemleriyle” bir korku iklimi oluşturulduğunu ifade etti.
“Birileri Karun gibi zenginleşirken, Kuşadası’nın kaynaklarının ahlaksızca yandaşlara sunulmasını hazmedemedim” diyen Sansür, geçmişte ekonomik zorluk yaşayan bazı isimlerin bugün lüks yatlar, villalar ve şatafatlı sofralarla anılmasının kendisini derinden rahatsız ettiğini” söyledi. Bu nedenle susmadığını, görmezden gelmediğini ve geri çekilmeyi reddettiğini vurguladı.
Açıklamasında yaşadığı yalnızlığa da dikkat çeken Sansür, gazeteci görünümlü tetikçiler, sosyal medya trolleri ve iftira kampanyalarıyla hedef alındığını, bu süreçte yalnızca “3-5 onurlu insan” dışında kimseyi yanında görememenin çaresizliğini yaşadığını dile getirdi. “Evet, korktum. Yoruldum. Yeter dediğim anlar oldu” sözleriyle yaşadığı psikolojik baskıyı açıkça ifade etti.
Ancak tüm bu zorluklara rağmen mücadeleden vazgeçmediğini belirten Sansür, sokakta, pazarda, toplantılarda farklı görüşlerden insanların kendisine “Bizim sesimizsin” demesinin kararını değiştirdiğini söyledi. “Susarsam, çocuklarımı büyüttüğüm bu kentte karanlığın daha rahat büyüyeceğini gördüm,” diyen Sansür, geri çekilmenin kırk yıllık Kuşadası mücadelesine ihanet olacağını kaydetti.
Latif Sansür, mesajının sonunda sert bir çağrıda bulunarak şu ifadeleri kullandı:
“Organize kötülük, Ali Baba ve kırk haramiler, FETÖ’nün mirasçısı kumpasçılar bugün değilse yarın yasalar ve mahkemeler önünde bu kente yaptıklarının hesabını verecek.”
Kuşadası’nın “susturulmuş, sindirilmiş sessiz çoğunluğuna” seslenen Sansür, dayanışma çağrısı yaparak, “Dayanışma varsa umut vardır. Biraz daha dirensek bitecek ama vazgeçersek kaybedeceğiz,” dedi.
Sansür, 2026 yılı için de net bir mesaj verdi:
“2026, Kuşadası’nın umut yılı ve organize kötülükten kurtuluş yılı olmalı.”
GAZETECİ SANSÜR YAPTIĞI AÇIKLAMADA ŞU İFADELERİ KULLANDI:
Organize kötülük, FETÖ’nün mirasçısı kumpasçılar, Ali Baba ve kırk haramiler bu kente ve insanla yaptıklarının hesabını verecek. Yanımda kimseyi görememenin çaresizliğini yaşadım. Peki bu kadar çabaya değdi mi? Dürüst olayım hayır. Ya ben bunu niye yapıyorum? Korktum da. Yoruldum. Yeter dedim.
Sevgili dostlar, yılın bu ilk günlerinde biraz dertleşelim istedim. İçimden geçenleri, ruh halimi, gelecek hedeflerimi, verdiğim mücadeleyi, neden susmadığımı, pes etmediğimi, diz çökmediğimi bilmenizi istedim. Size aktarmak istedim. Kuşadası tarihinde hiç olmadığı kadar yağmalanırken, talan edilirken, imar rantıyla parça parça edilirken susamadım. Son 5-6 yılda geçmişteki tüm belediye yönetimlerinin toplamından kat be kat fazla kuşadasına zarar verilirken görmezden gelemedim. Eleştirenleri, düşman ilan edenleri, makam
gücüyle insanları sindirenleri, itibar suikastlarını, tetevari kumpas yöntemlerini, organize kötülüğü, karanlık planları kabul edemedim. Birileri Karun gibi zenginleşirken kuşadasının kaynaklarının haince, ahlaksızca yandaşlara altın tepside sunulmasını hazmedemedim. 2019 öncesinde kuru ekmek bulmakta zorlanan, yakından tanıdığım farklı siyasi görüşlere sahip bazı tiplerin bugün nasıl can ciğer olduğunu, rüşvet, ihaleye fesat, imar rantı ile edindikleri yatlar, villalar, lüks arabalar, şatafatlı sofralarda olmasının midemi bulandırmasına engel olamadım. Kısacası şunu yapamadım, susmadım, görmezden duymazlıktan gelemedim.
Kuşadasını yiyip bitirenlerin hesabını ödeyenlerden olmadım, olmak istemedim. Şimdi soracaksınız, peki bu kadar çabaya değdi mi? Sağlığımdan, ailemden, çocuklarımın nafakasından, bir daha geri gelmeyecek zamanımdan fedakarlığa değdi mi? Hiçbir şey değişti mi? Dürüst olayım hayır. En azından henüz değişmedi diyelim. Zaman zaman umutsuzluğa kapıldım, gücümün tükendiğini hissettim. Kendime, ya ben bunu niye yapıyorum, bu mücadele niye diye defalarca sordum.
Bu kentte her seçim öncesi ortaya çıkan aday adaylarını, adayları, meclis üyelerinin, kısacası her partiden siyasilerin bu talan yaşanırken neden sustuklarını, hatta biraz ağır olacak ama birer fare gibi deliye saklanmalarını sorguladım.
Gazeteci görünümlü tetikçilerin, sosyal medya trollerinin iftira, hakaret ve çamur kampanyalarının hedefi olduğumda 3-5 onurlu insan dışında yanımda kimseyi görememenin çaresizliğini, öfkesini yaşadım. Evet, zaman zaman da korktum. Korktum da.
Karşımdaki gücü ve amaçlarının ne olduğunu biliyorum çünkü. Karunu bile kıskandıracak bir servet, o servetin bir arada tuttuğu profesyonel birçok ekip,
ahlaki, insani, vicdani hiçbir sınır tanımayan organize bir kötülük, amaca ulaşmak için her araç mübahtır diyen makyvelist bir anlayış ve tüm bunlara karşı mücadele veren ben. Yoruldum.
Yeter dedim. Artık kenara çekilmeyi düşündüm. Kenara çekileyim dedim.
2026 yılı başına hedef koydum ama olmadı. Çarşıda, pazarda, yolda, toplantılarda her görüşten insanın gözlerimin içine bakarak, içten ve samimiyetle içimizden geçeni sen söylüyorsun. Bizim sesimizsin demesini gözümün önüne getirdim.
Yaptığım her paylaşımı dakikalar içinde okuyan on binleri düşündüm. Susarsan çocuklarımı büyüttüğüm bu kentte karanlığın daha da rahat büyüyeceğini çok net gördüm. Kırk yıldır Kuşadası için verdiğim mücadelenin sonunda yenilgiyi kabullenmiş olurum.
Organize kötülüğe, fetövari kumpaslara boyun eğmiş olurum dedim. Ve bir karar verdim. Sağlığım el verdiği, koşullarım izin verdiği sürece mücadeleye devam edeceğim.
Doğru bildiğimden bir adım geri çekilmeyeceğim. Boyun eğmeyeceğim. Elimden geldiğince, gücüm yettiğince onurlu bir duruş sergilemeye devam edeceğim.
Yoruldum. Baskı gördüm. Direndim ama biliyorum, inanıyorum bu zor günler geçecek arkadaşlar.
Organize kötülük, Ali Baba ve kırk haramiler, fetonun mirasçısı kumpasçılar bugün değilse yarın. Yasalar, mahkemeler önünde bu kente ve insanına yaptıklarının hesabını verecek. Kötülükleriyle de bu kentin tarihinde bir kara leke olarak kalacaklar.
Ve öyle anılacaklar. Buradan Kuşadası’nın namuslu, dürüst, susturulmuş, sindirilmiş sessiz çoğluğuna sesleniyorum. Arkadaşlar, bu mücadelede desteğinize ihtiyacım var.
Bilginizle, beğeninizle, tanıklığınızla, moralinizle, dayanışmanızla, duruşunuzla yani bir şekilde yanımda olun. Sayfama ilan reklamı desteği verin. Yalnız olmadığımı hissettirin.
Arkadaşlar, dayanışma varsa umut vardır. Organize kötülükten bir gün mutlaka kurtulacağımız umudunu gelin birlikte büyütelim. Unutmayın, biraz daha dirensek bitecek ama vazgeçersek kaybedeceğiz.
2026 Kuşadası’nın umut yılı, Kuşadası’nın organize kötülükten kurtuluş yılı olsun


